Bir Mümin Gününü Nasıl Amel-i Salihlerle İhya Edebilir?

Bir mümin, 24 saatini hangi ibadet, hizmet ve güzel amellerle doldurabilir; hayatının her ânını nasıl bereketlendirebilir?

Musa Efendi Üstadımız (k.s.) şöyle buyururlardı:

BİR MÜSLÜMAN 24 SAATİNİ NASIL AMEL-İ SÂLİHLERLE İHYA EDEBİLİR?

“Aklı başında bir Müslüman 24 saat günlük hayatını güzel bir şekilde planlayacak olsa o gün içerisinde yapamayacağı hiçbir iyilik, hiçbir salih amel kalmaz:

  • Teheccüd namazını kılar, evrâd ü ezkarını vaktinde yapar.
  • Tertille, kalp huzuruyla Kur’ân-ı Kerim’den bir bölüm tilâvet eder, bunların tefsirini okur, ayetleri üzerinde tefekkür eder.
  • Beş vakit namazını camide cemaatle eda eder.
  • Helalinden maişetini temin eder.
  • Hasta ziyaretine gider.
  • Misafir kabul eder, misafirliğe gider.
  • Sohbete iştirak eder. Güzel, faydalı kitaplardan okur, ilmini artırır.
  • Gerek lisanıyla gerek kalemiyle Allah’ın dinini tebliğ eder.
  • Cenâze teşyiine katılır, vakti elverirse kabre kadar gider, ölümü tefekkür eder.
  • Bir yetimin, bir muhtacın ihtiyacını giderir, infak eder.
  • Mü’min kardeşilerine selam verir, tebessüm eder, dua eder.
  • Sıla-ı rahimde bulunur, akrabalarının halini hatırını sorar, bir ihtiyaçlarının olup olmadığını takip eder, imkânları ölçüsünde gidermeye çalışır.
  • Allah yolunda malıyla canıyla cihad eder, o güne denk gelen dini hizmetlerde imkânlarını kullanır.
  • Allah için güzel hizmetler yapan hayır müesseselerine, vakıflara, derneklere, maddi manevi destek olmaya çalışır.
  • Âlimleri, arifleri, maneviyat ehli zatları ziyaret eder.

Bunların hepsini yapar, bunlar biter yine de vakit bitmez, elhamdulillah!”

Aslında Musa Efendi’nin amel-i salihlerle bir günü ihya etme anlayışı, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bilfiil uygulayıp yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği hayat tarzının ta kendisiydi.

Rasûlullah (s.a.v.) sabah namazını kıldırır, cemaate döner, hal hatır sorar, rüyaları olanların rüyalarını tabir ederdi. Sonra da:

  • Bugün bir hastayı ziyaret eden oldu mu?
  • Bugün bir fakiri doyuran oldu mu?
  • Bugün bir yetim başı okşayan oldu mu?
  • Bugün bir sıla-ı rahimde bulunan oldu mu? diye sorardı. Hepsine Hz. Ebubekir radıyallahu anh: “Evet, ya Rasûlallah, ben şunu şunu yaptım” diye cevap verirdi.

Esasen Allah Rasûlü (s.a.v.)’in, Hz. Ebubekir’in, diğer sahabe ve Hak dostlarının ve Musa Efendi’nin bu halleri şu âyet-i kerimelerin doğru anlaşılıp düzgün ve dikkatli bir şekilde tatbik edilmesinin ta kendisiydi:

“O halde hayırlı bir işi/iyiliği tamamlayınca hemen diğerine başla ve yalnız rabbine yönel.”[1]

Bu âyet-i kerimelerin tefsiriyle alakalı müfessirlerimizin yaptıkları açıklamalar, bir müminin iyilikler yapma bakımından halinin nasıl olması gerektiğini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır:

  • Rasûlüm! Allah Teâla’dan senin kalbine gelen Kur’ân vahyi tamamlanınca hemen tebliğe başla, onu insanlara tebliğ etmekle yorul.
  • Tebliğ görevinden veya önemli dünyevi, yararlı işlerden boş kaldın mı ibâdetle uğraş. Sana vermiş olduğumuz geçmiş nimetlere ve vaad ettiğimiz gelecek nimetlere şükür olsun diye kendini yor.

Hasan Basrî (rh.) der ki: “Sağlığın yerinde olduğunda boş vakitlerini ibâdette yorulmakla geçir.”

Rivâyete göre Kadı Şüreyh birbiriyle güreşmekte olan iki kişiyle onlara boş boş bakan bir üçüncü kişiye rastlar ve sorar: “Bu niye bir şeyle meşgul olmuyor? Oysa Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerimde “hayırlı bir işi/iyiliği tamamlayınca hemen diğerine başla” buyuruyor. Bir kimsenin hiçbir iş yapmadan boş boş oturması veya dinini ya da dünyasını ilgilendirmeyen bir şeyle meşgul olması onun düşünce sakatlığı içinde aklının zayıf ve kendisini gafletin kuşatmış olduğunu gösterir.”

Hz. Ömer (r.a.) der ki: “Ben sizlerden herhangi birinizi dünya ve âhiret ameli ile meşgul olmaksızın bomboş bir biçimde görmekten hoşlanmam. Kişinin mutlaka meşru bir işi olmalıdır. Bir işi bitirdi mi onun peşinden hemen başka bir işe koyulmalıdır.”

Katade ve Dahhak bu âyet-i kerimeyi şöyle tefsir ederler: “Namazını kılıp tamamlayınca duâya başla, dua ederek yorul.”

Ebû Medyen Mağribî (k.s) der ki: “Kâinatın, varlığın müşâhedesinden ayrıldığında, gönlünü Rahman’ın cemâlinin müşâhedesine bağla.”[2]

Hasılı farz bittiyse nâfileye, namaz bittiyse duaya, dua bittiyse Kur’an kıraatine, o bittiyse zikre ve tefekküre geçmek; o bittiyse fayda verecek bir başka mühim işe, o bitince de bir başka mühim işe sarılmak lazımdır. Böylece ibâdetin ve hayırlı işlerin zorluklarına katlanınca, bunlara müjdelenen kolaylık da artarak devam edecektir.

Bu ilâhî hakikatlerin Hak dostlarının hayatlarında gerçekten hayranlık verici yansımaları vardır. Bize biraz ağır, üst perdeden, biraz zor gelse de bunların büyük bir gerçeklik paylarının olduğu kesindir. Bir numûne-i imtisâl olması için Feriduddin Attâr (k.s.)’un Tezkire’sinden Veysel Karânî (k.s.)’un kulluk hayatından şu kesiti paylaşmış olalım.

Rebî b. Heysem şöyle anlatıyor:

Veysel Karani’yi görmeye gitmiştim. Sabah namazını kılıyordu. Namazı bitince tesbihle meşgûl oldu. Tesbihini bitirsin diye sabrettim. Derken kalktı öğlen namazına durdu. Üç gün üç gece ara vermeden böyle hareket etti. Ne bir şey yedi ne de uyudu. Dördüncü gece olunca dikkat ettim, gözlerinde biraz uyku işâreti vardı. Bunun üzerine derhâl Hakk Teâlâ’ya münacaat etti ve “şu çok uyuyan gözden ve obur karından sana sığınırım!” dedi. Kendime, “bana bu kadarı yeter, zihnimi karıştırmamalıyım!” dedim ve geri döndüm.

Nakledildiğine göre Veysel Karani hiçbir gece sabahlara kadar uyumamıştı. Bir gece “bu gece secde gecesidir” der, o gece sabaha kadar başını secdeden kaldırmazdı. Başka bir gece “bu gece rukû gecesidir” der ve sabaha kadar rukû halinde bulunurdu. Sordular: “Ey Veysel,  böyle uzun geceleri bir tek hal üzere geçirmeye nasıl takat getiriyorsun?” Şöyle cevap verdi: “Biz henüz adam gibi bir kez Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ demeden sabah oluyor. Oysa üç defa tesbih getirmek sünnettir. Bunun için böyle hareket ediyorum. İstiyorum ki semadakiler gibi ibadet edeyim ve hep kıyâm, rukû ya da secde halinde olayım.”[3]

İnsan ömrü o kadar kısa ve âhiret hayatı için o kadar mühimdir ki, onun bir saniyesini bile boşa geçirmek akıl kârı değildir. Nitekim âyet-i kerîmede, “Kurtuluşa erecek o mü’minler, her türlü boş söz ve faydasız işlerden yüz çevirirler”[4] buyrulur. Yine âyet-i kerimede “O müminler, yaptıkları her iyiliği ve işledikleri her ameli, kalpleri her an Rablerine dönüyor olmanın haşyetiyle ürpererek yaparlar.”[5] Bu sebeple hayatın her ânını, her dakika ve saatini Allah Teâlâ’nın râzı olacağı ibâdet, taat, hizmet, cihad ve tebliğle, hayırlı niyet, söz, fiil ve amellerle doldurmak gerekir. Bu işleri yaparken de kulun Allah’tan gâfil olmaması, gönlünü hep O’na yöneltmesi, O’nun rızâsını ve muhabbetini araması ve ne istiyorsa O’ndan istemesi talep edilir. Çünkü kula yardım edecek olan, başkası değil, sadece Allah’tır.

Dipnotlar:

[1] İnşirâh 94/7-8.

[2] Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Erkam Tercüme, XXIII, 458-460; Âlusî, Rûhu’l-Meânî,XXX, 171-172

[3] Feriduddin el-Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ, çev. Süleyman Uludağ, s.62.

[4] Mü’minûn 23/3.

[5] Mü’min 23/60.

Kaynak: Ömer Çelik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 475

İslam ve İhsan

BİR GÜNÜN MUHASEBESİ

Bir Günün Muhasebesi

HZ. ÖMER'İN (R.A.) 24 SAATİ

Hz. Ömer'in (r.a.) 24 Saati

HER GECE KENDİMİZE SORMAMIZ GEREKEN SORULAR

Her Gece Kendimize Sormamız Gereken Sorular

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle