Bir Gönül, Rahmet Deryasına Nasıl Dönüşür?
Allah Rasûlü’nün rahmet ikliminden nasiplenen gönüller, nefsî kaygılardan arınıp tüm ümmetin derdiyle nasıl dertlenir?
Bu yola sadâkatle baş koyanların gönül âlemleri, engin bir rahmet deryâsına dönüşür. Zira Rahmân ve Rahîm olan Allah, Sevgili Rasûlü’nü de bütün âlemlere rahmet olarak göndermiş ve O’nu insanlığa merhamet vasfıyla da örnek kılmıştır.
MERHAMET DERYASINA DÖNÜŞEN GÖNÜLLER
Dolayısıyla Allah Rasûlü’nün gönül dokusundan lâyıkıyla hisse alabilenlerin gönülleri de bütün mahlûkâtı kucaklayan bir merhamet dergâhı hâline gelir. Onlar, artık nefsânî takıntıların, şahsî menfaat hesaplarının esâretinden âzâd olmuşlardır. Gönülleri, Allah ve Rasûlullah muhabbeti ile hakîkî muhabbetin lezzetini tatmıştır. Bu sebeple bütün fânî haz ve lezzetler, onların nazarında ehemmiyetini kaybetmiştir. Onların bütün gayreti, düşüncesi, kaygısı, derdi ve ıztırâbı, bütün mahlûkâtın huzur ve saâdeti içindir.
Zira onlar, ilâhî ve nebevî terbiye neticesinde, “Nefsî, nefsî!” hodgâmlığından kurtulmuş, “Ümmetî, ümmetî!” diğergâmlığına ermişlerdir. Başkalarının ıztırâbıyla muzdarip olan, onların huzuruyla da huzur bulan, rakik ve hassas bir gönül kıvâmına ulaşmışlardır. Kendi kurtuluşlarının, başkalarının da kurtuluşuna gayret etmekten geçtiğini idrâk etmişlerdir.
Hakk’a vuslatın nasıl bir kalbî kıvâma bağlı olduğunu, şu kıssa ne güzel ifâde etmektedir:
Bâyezîd-i Bistâmî -kuddise sirruh- anlatıyor:
“Zamanımızda binlerce velî vardı. Fakat asrın kutupluğu vazifesi, Ebû Hafs adında bir demirciye verilmişti. Bunun hikmetini öğrenmek için onun dükkânına gittim. Kendisini çok dertli, mahzun ve mağmum gördüm. Sebebini sordum. Büyük bir hüzünle şöyle dedi:
«–Benim derdimden daha büyük bir dert, benden daha dertli bir insan var mı? Derdim şudur ki; acabâ kıyâmet gününde ümmet-i Muhammed’in hâli nice olur?»
Ardından ağlamaya başladı ve beni de ağlattı. Merak edip sordum:
«–Halkın azâba dûçâr olmasından niçin bu kadar kederleniyorsun?»
Ebû Hafs Hazretleri cevâben:
«–Benim fıtratım merhamet ve şefkat mayasıyla yoğrulmuştur. Şayet ehl-i gafletin bütün azâbı bana yükletilip onlar affedilse, ben bundan ziyâdesiyle memnun olurum ve derdim de son bulur...» dedi.
Bunun üzerine anladım ki, Ebû Hafs Hazretleri «nefsî nefsî» diyenlerden değil, peygamber meşrebinde olup «ümmetî ümmetî» diyenlerdendir.”
Görüldüğü üzere Rahmet Peygamberi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in gönül iklîminden hisse alan Peygamber vârislerinin her hâli, rahmet dergâhı bir gönlün yüksek hassâsiyetlerini yansıtmaktadır.
“Türkistan’dan Şam’a kadar olan sahada bir din kardeşimin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır… Bir kalpte hüzün varsa, o kalp benim kalbimdir.” diyen Ebu’l-Hasan Harakānî Hazretleri; yine bir anlık dalgınlıkla din kardeşlerinin uğradığı felâketi düşünemeyip kendi selâmetine sevindiği için otuz yıl boyunca o ânın tevbe ve istiğfârı içinde olan Seriyy-i Sakatî Hazretleri ve emsâli Hak dostlarının engin hissiyâtı, bu hâlin sayısız tezâhürlerindendir.
Kaynak: Osman Nûri topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 2, Erkam Yayınları


YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!