Ayasofya Tarihi
Bin beş yüz yıllık tarihinde hem kilise hem cami hem de müze olarak kullanılan Ayasofya, nasıl oldu da farklı inançların ve medeniyetlerin ortak hafızasında bu kadar derin bir iz bıraktı? Hangi tarihî kırılmalar onu bugünkü kimliğine taşıdı?
Ayasofya’nın yer aldığı bölge, Bizans İmparatorluğu döneminde başkentin kalbi konumundaydı. Bugünkü Topkapı Sarayı, o dönemde imparatorluk sarayının bulunduğu alandı. Hemen yanı başında, şimdi Sultanahmet Camii’nin yükseldiği yerde ise devasa bir hipodrom yer alıyordu. Bu alan, o dönemde büyük yarışlara ve askerî gösterilere sahne oluyordu.

Osmanlı döneminde Ayasofya Camiî
Devletin en merkezi yerinde bulunan Ayasofya Kilisesi, Bizans İmparatorluğu ve Ortodoks Hristiyanlar için en büyük mabed olarak kabul edilirdi.
“Ayasofya” kelimesi Yunanca’da “kutsal bilgelik” veya “ilahî bilgelik” anlamına gelir.
AYASOFYA NE ZAMAN YAPILDI?
Kilisenin yapımına Bizans İmparatoru I. Konstantin döneminde başlandı, ancak tamamlanması II. Konstantin zamanına, 360 yılına rastlar. Bu ilk Ayasofya, çıkan bir yangın sonucu harap oldu. 415 yılında İmparator II. Theodosios tarafından onarılarak yeniden ibadete açıldı. Ancak bir ayaklanma sırasında bu kez tamamen yanarak yok oldu.
İmparator Jüstinyen, tamamen yıkılan kilisenin yerine muhteşem bir yapı inşa etmeye karar verdi. İnşaat 532 yılında başladı ve 537 yılında tamamlandı. Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemius adlı iki mimar tarafından gerçekleştirilen bu projede, kaynaklara göre yaklaşık 10 bin kişi görev aldı.

Ayasofya meydanı
Ayasofya’nın yapımında kullanılan malzemeler, Akdeniz bölgesinden getirilmiştir. Özellikle Artemis Tapınağı’ndan alınan sütunlar Konstantiniyye’ye taşınarak Ayasofya’da kullanılmıştır. Günümüze kadar ulaşan bu eşsiz yapı, Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından inşa ettirilmiştir.
Ancak Ayasofya, tarihinin en kötü dönemlerinden birini 1204 yılında şehrin Latinler tarafından işgal edilmesiyle yaşamıştır. Mabed, saygısız muamelelere maruz kalmış, yağmalanmış ve tahrip edilmiştir. Değerli eşyaları ve kutsal hazineleri çalınarak Avrupa’daki kiliselere götürülmüştür.

Ayasofya Camiî ve Sultan 3. Ahmet Çeşmesi
1261 yılında Bizans, şehre yeniden hakim olduğunda Ayasofya büyük ölçüde harap durumdaydı. Yağmalanan şehir halkı, Ayasofya’yı onararak eski ihtişamına kavuşturmak için çaba gösterdi. Ancak 1344 yılında meydana gelen şiddetli bir deprem, mabedin yapısını ağır şekilde zedeledi. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle tamirat yapılamayınca Ayasofya bir süre ibadete kapatıldı. Halkın özel vergiler ve bağışlarla destek vermesi sonucunda ise 1354 yılında onarımı tamamlanarak yeniden ibadete açıldı.
AYASOFYA’NIN ÖZELLİKLERİ
Ayasofya, yaklaşık 100 metre uzunluk ve 70 metre genişlik ölçülerine sahip olup, yaklaşık 7.500 metrekarelik geniş bir iç alana sahiptir. İki katlı yapısıyla dikkat çeken bu görkemli mabette, alt katta 40, üst katta ise 67 olmak üzere toplamda 107 sütun bulunmaktadır. En uzun sütunların yüksekliği yaklaşık 20 metre, yarıçapı ise 1,5 metre olup, ağırlıkları tahmini 70 tona ulaşmaktadır. İlginç olan ise, bu sütunların çoğunun Ayasofya’dan daha eski dönemlere ait çeşitli Anadolu mabetlerinden getirilmiş olmasıdır.
Bizans döneminde yaşanan kubbe çökmesi ve sonrasında yapılan onarımlar nedeniyle Ayasofya’nın kubbesi tam daire şeklinde değil, elips formuna yakındır. Kubbenin çapı 30,80 ile 32,60 metre arasında değişirken, yüksekliği 55,60 metreyi bulmaktadır.

Ayasofya Hat Levhaları
AYASOFYA’NIN KİLİSEDEN CAMİYE ÇEVRİLMESİ
1453 yılında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle birlikte Ayasofya, 916 yıl süren kilise kimliğinden çıkarılarak camiye dönüştürüldü. Bu dönüşüm, sadece bir yapının değil, bir medeniyetin ve çağın değişiminin simgesi oldu. Ayasofya, ilk cuma namazının Fatih Sultan Mehmed tarafından kıldırılmasıyla birlikte İslam’ın bir mabedi hâline geldi.
Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şu müjdesi, bu tarihi olayı daha da anlamlı kılmaktadır:
“İstanbul elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!” (Ahmed b. Hanbel, IV, 335; Hâkim, IV, 468/8300)

Ayasofya Camiî ve İstanbul boğazı
FETHİN SEMBOLÜ: AYASOFYA
Fatih Sultan Mehmed, 1453 yılında İstanbul’u fethettiğinde ganimet hakkı olarak yalnızca Ayasofya’yı aldı. Şehrin en büyük mabedi olan Ayasofya, fetihten hemen sonra kılınan ilk cuma namazıyla birlikte camiye çevrildi ve Sultan tarafından vakfedildi.
Ayasofya, Sultan II. Mehmet’in emriyle titizlikle korundu. Mabedin kutsallığına zarar verecek en ufak bir müdahaleye izin verilmedi. Hristiyan dönemine ait süslemelere dokunulmadı; İslâm inancına aykırı olan mozaikler ise sıvayla kapatıldı. Fatih, caminin yaşaması ve gelişmesi için birçok gelir kaynağını da Ayasofya’ya vakfetti. Kısa sürede camiye mihrap, minber, medrese ve ilk minare eklendi.
Zamanla Osmanlı padişahları, Ayasofya’ya yeni bölümler ekledi. Sultan II. Bayezid bir minare, Sultan II. Selim ise iki minare daha ilave ettirdi. Bu minareler ve yapı güçlendirme çalışmaları, Mimar Sinan’ın ellerinden çıktı. Sinan aynı zamanda caminin yapısal direncini artırmak için kubbeyi taşıyan duvarları destekledi, çevresindeki tahrip edici yapıları yıktırdı. Böylece Ayasofya, çökmeye yüz tutmuş bir Bizans mabedi olmaktan çıkarılarak ihtişamını koruyan bir İslâm eserine dönüştürüldü.
Sultan I. Mahmud döneminde Ayasofya adeta bir külliyeye dönüştü. Caminin çevresine şadırvan, sıbyan mektebi, aşhane-imaret, kütüphane ve hünkâr mahfili gibi yapılar inşa edildi. Bu ilaveler Ayasofya’nın hem mimarî zarafetini artırdı hem de dinî ve sosyal işlevlerini pekiştirdi.
Tam 481 yıl boyunca cami olarak hizmet veren Ayasofya, Türk milletinin gönlünde fethin manevi nişanesi ve Sultan Fatih’in ebedî hatırası olarak yer etti.

Ayasofya Camiî ve dolunay
Dünya mimarlık tarihinin en görkemli yapılarından biri olan Ayasofya, yaklaşık 15 asır boyunca bir ibadethane olarak hizmet verdi. Bu yönüyle, dünyanın en eski mabetlerinden biri olma özelliğini taşıyor.
Ayasofya’nın bahçesinde yer alan türbelerde birçok Osmanlı sultanı ve hanedan mensubu medfundur. Sultan II. Selim, Sultan III. Murad, Sultan III. Mehmed, Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim bu türbelerde ebedî istirahatgâhlarına çekilmiştir.
Osmanlı tarihinin Ayasofya’da yaşanan en mühim hadiselerinden biri, 1517 yılında Mısır’ın fethi sonrası gerçekleşti. Halife-i Müslimîn III. Mütevekkil, hilafet görevini Ayasofya Camii’nde düzenlenen bir merasimle Yavuz Sultan Selim Han’a devretti. Minbere çıkan halife, Yavuz’un hilafetini ilan ederek ona hırkasını giydirdi.
O döneme kadar halifeler için “Hâkimü’l-Harameyni’ş-Şerîfeyn” (Mekke ve Medine’ye hükmeden) unvanı kullanılırken, Yavuz Sultan Selim tevazu göstererek bu ifadeyi değiştirdi. “Biz Mekke ve Medine’ye hükmetmeyiz, ancak hizmet ederiz.” diyerek bu unvanı “Hâdimü’l-Harameyni’ş-Şerîfeyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı) şeklinde tarihe kaydetti.
AYASOFYA NASIL MÜZE OLDU?
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle camiye çevrilen Ayasofya, 1932’ye kadar kesintisiz olarak Müslümanların ibadet mekânı oldu.
Ayasofya Camii, 1932 yılında restorasyon çalışmaları nedeniyle ibadete kapatıldı. Türk hükümetinin izniyle, Amerika Birleşik Devletleri’nden bir grup bilim insanı, Fatih Sultan Mehmet döneminde sıvayla kapatılan mozaikleri gün yüzüne çıkarmak üzere incelemelere başladı. Bu çalışmalar devam ederken, alınan bir kararla Ayasofya'nın statüsü değiştirildi ve yapı, 1935 yılında müze olarak ziyarete açıldı.
İstanbul’un fethiyle birlikte cami olarak hizmet vermeye başlayan Ayasofya, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldü. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden ibadete açılmasının üzerinden ise 5 yıl geçti.









YORUMLAR
24 Temmuz’a hazır artık. Elhamdulillah
oldu bittiye getirilerek müze dönüştürülen Caminin ibadete açılmamasının şu anda mantıklı hiç bir izahı yoktur.Ayasofyanın amerikada veya avrupada bir cami olarak düşünün bunu kiliseye dönüştürmek için bir an tereddüt etmezler.Bizimkiler tam anlamıyla cami olan bu mabetin ibadete açılmayıp ibadetten mahrum bırakılmasının izahını yapamaz.
Fatih Sultan Mehmet hânımızın gethedip restore ederek ibadete açtığı Ayasofya camimizi ibadete kapatan ve kendini türk müslüman sanan sorumluları Allah iki cihanda kahru perişan eylesin inşallah
amin yüz bin kere amin zamanla bunların hepsinin yavaş yavaş ne yap tıkları çıkacak bir anda Türk milleti hepsine hazır değil çook zarar verdik leri aşikar