Anne Baba Hakkı: Beş Maddede Evlatlık Nizamnamesi

Rabbin kesin emri: Sakın onlara öf bile deme! Abdullah Sert Hocaefendi'nin anlatımıyla, cennetin kapısını aralayan beş maddelik evlatlık nizamnamesi.

Rabbin kesin emri olan anne-babaya iyilik, sadece bir görev değil; beş maddelik bir gönül nizamnamesidir. 'Öf' bile dememekle başlayan bu süreçte evlat, yaşlanan ebeveynine merhamet kanatlarını gererek aslında kendi cennetine yürür. Modern çağın huzurevi çıkmazına karşı bu metin, zorlukta saklı olan ebedî saadeti ve evlatlığın gerçek imtihanını hatırlatıyor.

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyilik yapmanızı kesin olarak emretti.” (İsrâ, 23)

Tamam, emrettin ya Rabbi de ne yapacağım? Kulluğun ölçüleri belli; peki, ana babaya iyilik emrine karşılık ne yapmalıyım ki onlara gerçekten iyilik yapmış olayım? İnsanoğlu bu konuda kendi başına karar veremesin diye, ayetlere uzun uzun baktığınızda diğer emir ve yasaklara göre bu konunun çok daha mufassal (ayrıntılı) işlendiğini görürsünüz.

BEŞ MADDEDE EVLATLIK HUKUKU VE GÖNÜL EDEBİ

Cenab-ı Hak, annemize ve babamıza nasıl davranmamız gerektiğine dair adeta bir nizamname yazmıştır. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına erişirlerse;

Dile Sahip Çıkmak: "Öf" Bile Dememek

  1. Sakın onlara "öf" bile deme: Anneye ve babaya yapılacak iyiliğin ilk maddesi dile sahip çıkmaktır. İnsan evlat sahibi olunca onun terbiyesi, yemesi, içmesi ve dini eğitimiyle imtihan olur. Ancak evlatlar büyüyünce, bu defa onlar anne ve babalarıyla imtihan edilirler. Bu iki taraflı bir imtihandır.
  2. Onları azarlama: Yaşlanınca insan çorbayı üstüne dökebilir, dalgınlık yapabilir veya unutabilir. Onları azarlamak yerine eksiklerini tamamla; çünkü bunları bilerek yapmazlar.
  3. Gönül alıcı, tatlı ve güzel söz söyle: Dilini tutacak, onları azarlamayacak, yanlarına gidip yanaklarını öperek “Anneciğim, babacığım” diyeceksin. Bu Allah’ın emridir.

Merhamet Kanatları ve Dua: "Rabbi’rhamhumâ..."

  1. Tevazu ve merhametle onlara kol kanat ger: Karşılarında olabildiğince alçak gönüllü olmalı, her türlü ihtiyaçlarını yüksünmeden, seve seve yerine getirmelisin.
  2. Onlara dua et: “Rabbim! Onlar beni küçüklüğünde nasıl şefkat ve sevgiyle terbiye edip yetiştirdilerse, Sen de onlara öylece merhamet eyle.” (Rabbi’rhamhumâ kemâ rabbeyânî sağıyrâ.)

İKİ TARAFLI İMTİHAN: EVLATLIKTAN ANNE-BABA HİZMETİNE

Efendimiz (s.a.v.) bu konuda bizi yıllardır vaazlarda dinlediğimiz şu sarsıcı ikazla uyarır: "Anne ve babasına veya sadece onlardan birine yaşlılık günlerinde yetişip de (onlara hizmet ederek) cennete giremeyen kimsenin burnu yerde sürtülsün."

Günümüzde maalesef huzurevlerinin gittikçe çoğaldığını görüyoruz. Huzurevlerine ancak hiç kimsesi ve evladı olmayanlar gönderilmelidir. Bir insanın evladı varken onu huzurevine göndermesi, İslami hayat bakımından hiç de olumlu bir durum değildir. İslam toplumunda huzurevleri çok az insanın bulunduğu yerler olmalıdır. Şimdilerde ise evlatlar keyfindeyken, anne ve babalar bayramda bir torun görme hasretiyle huzurevlerinde bekliyor. İslam toplumu bu değildir.

Zorlukta Saklı Saadet: İslam’ın Zahiri ve Batıni Yüzü

"Zor hocam" diyebilirsiniz; evet, Cenab-ı Hak da zor olanı yapmanızı istiyor. Zorlukla beraber kolaylık vardır. Zorluklar aşılırsa cennet, kaçılırsa azap vardır. Soğuk günde abdest almak, maddi durumun zayıfken infak etmek zordur. Sonradan Müslüman olan Fransız bir kardeşimizin dediği gibi: "İslam'ın başı zordur; namaz, oruç, tesettür, zekât gibi birçok teklifi vardır. Hristiyanlık ise kolaydır; kalbini bağla, istediğin gibi yaşa."

İslam zahiren zor görünse de bu zorluğun arkasında ebedi saadet vardır. Bu dünyada zorluklara göğüs gerenler, ahirette ilahi gölgeler altında Cenab-ı Hakk’ın nice ikramlarına mazhar olacaklardır.

İslam ve İhsan

ANNE VE BABAMIZA KARŞI GÖREVLERİMİZ

Anne ve Babamıza Karşı Görevlerimiz

İSLAM’DA ANNE-BABA HAKKI

İslam’da Anne-Baba Hakkı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.