Altınoluk Dergisinin Temmuz 2026 Sayısı Çıktı

Altınoluk dergisinin 485. sayısı çıktı. Altınoluk dergisinin Temmuz 2026 sayısı “İşitmeyen, Görmeyen, Hakkı İdrak Edemeyen GAFİLLERDEN OLMA!” kapağıyla yayınlandı.

Gafletin kalbin uykusu olduğu, modern insanın dikkat dağınıklığı ve farkındalık krizi içinde değerlendirildiği bu yazıda, ‘İşitmeyen, Görmeyen, Hakkı İdrak Edemeyen GAFİLLERDEN OLMA!’ kapağıyla çıkan Altınoluk dergisinin 485. sayısı üzerinden gafletten uyanış ve dikkat ahlâkı ele alınmaktadır.

GAFLET KALBİN UYKUSUDUR

Derler ki uyuyanı uyandırmak mümkündür ama uyanmak istemeyene yapacak bir şey yoktur. Modern zamanların gafleti uyanmak istemeyenin haline benziyor. İnsan hakikati bilmediği için gafleti tercih etmiyor, hakikatin kendisine yükleyeceği sorumluluktan kaçtığı için uykuda kalmayı tercih ediyor. Böylece gaflet bir uyku olmaktan çıkıyor, insanın kalbini mühürleyen ve istese de artık uyanamayacağı bir felakete dönüşüyor.

Gaflet kalbin uykusudur. İnsan uyanık görünse de hakikate karşı kapalıysa gafildir. Gafillerin gözleri açıktır ama ibret almazlar. Kulakları duyar ama nasihat içlerine işlemez. Kalp atışları işitilir ama hayatın maksadına uyanamazlar. Bu yüzden gaflet uykusu, yaşarken ölmek gibidir. Kalp çalışsa da esas vazifesini yapmaz. Vücuda kan pompalar belki ama hakikate sevk edemez.

Toplum bir gaflet uykusunda. Şimdilerde farkındalık, iyi oluş hâli ve hazır bulunuşluk gibi kavramların öne çıkması tesadüf değil. Çünkü büyük bir dikkat dağınıklığı içinde yaşıyoruz. Sürekli uyarılıyor, sürekli bölünüyor, bilgi bombardımanı altında sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. Beden bir yerde, zihin başka bir yerde, göz ve kulak başka yerde, ya kalp? Hiçbir yerde, çünkü uyuyor.

Farkındalık insanı otomatik yaşamaktan çıkarmak ister. İyi oluş, insanın psikolojik dengesini korumayı hedefler. Hazır bulunuşluk ise insanı öğrenmeye, anlamaya ve karşılaşmaya açık hâle getirmeye çalışır. Fakat bütün bu psikolojik durum tespitleri, insanın niçin yaşadığı, kimin huzurunda bulunduğu ve bu hayatın hesabını nasıl vereceği sorusuna cevap vermedikçe gafletin köküne inemez. Çünkü gaflet sadece dikkatin dağılması değil, istikametin kaybolmasıdır.

Modern insanın gafleti, farkındalığını Allah’tan bağımsız bir kendine kapanma biçimine dönüştürmesinde yatıyor. İnsan sadece kendi duygularını, kendi konforunu, kendi iyilik hâlini ve kendi iç huzurunu merkeze alırsa, farkındalık benliği büyüten bir kansere dönüşür. İslam’da gafletten uzak oluş, benliği büyütmek değil, benliği haddine çekmektir. Kul olduğunu bilmek, emanet taşıdığını fark etmek ve hayatını Allah’ın huzurunda yaşadığını unutmamaktır.

Kur’ân’ımız bizi “sakın gafillerden olma” diye uyarıyor. Bu uyarı, yalnızca unutkanlığa karşı yapılmış basit bir hatırlatma değildir. Kalbin uyumasına, insanın kendini başıboş zannetmesine, hayatı Allah’tan bağımsız bir alan gibi yaşamasına karşı yapılmış derin bir ikazdır. Çünkü gaflet, insanın hakikati bilmemesi değil, bildiği hakikate göre yaşamamasıdır. Ölümü bilip ölmeyecekmiş gibi yaşamak, nimeti görüp şükürsüz kalmaktır.

Bu sayımızda gaflet meselesini ele alırken aslında çağımız insanının en derin yarasına dikkat çekmek istiyoruz. Kalbin uykusuna, dikkatin dağılmasına, benliğin şişmesine, dünyanın insanı kuşatmasına ve kulluk bilincinin zayıflamasına karşı bir uyanış çağrısı yapıyoruz. Farkındalığın zikirle, iyi oluşun diri oluşla, hazır bulunuşluğun murakabe bilinciyle tamamlanması gerektiğini hatırlatıyoruz.

Gafletten korunmanın en kritik noktası dikkat ahlâkıdır. İnsan neye dikkat kesilirse kalbi ona meyleder. Sürekli dünyaya bakan kalp dünyevileşir. Sürekli ekranların, akışların ve gündemlerin içinde kalan zihin derin düşünme kabiliyetini kaybeder. Zikir, dağılmış zihni ve kalbi toparlama çabasıdır. İnsan zikirle gaflet uykusundan uyanır; kendini, Rabbini ve ahdini hatırlar. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.

Dergiyi temin etmek için tıklayınız...

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 485

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.