TEBLİĞ HİZMETİNİN DE BİR ÂDÂBI VAR

0

Rab, Allâh’ın sonsuz terbiye ediciliğini bildiren ismidir. Kur’an ise, Allâh’ın kulları için murâd ettiği terbiyeyi, Kelâm sıfatıyla bizlere sunmasıdır. Kur’an, Her şeyde olduğu gibi tebliğdeki terbiyeyi de öğretmektedir.

Şefkat ve merhametin yegâne kaynağı olan Yüce Rabbimiz kullarının, kendisine dâvette tâkip etmeleri gereken tesirli üslûbu şöyle beyân etmektedir:

(Ey Rasûlüm! İnsanları) Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve (lüzûmu hâlinde) onlarla en güzel bir üslûpla mücâdele et…” (en-Nahl, 125)

“Sâlih ameller işleyip de, ben Allâh’a teslim olanlardanım, diyerek insanları Allâh’a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim olabilir! İyilik ve kötülük müsâvî değildir. Sen kötülüğü en güzel bir tarzda önlemeye çalış. O zaman (göreceksin ki), seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan sıcak bir dost oluvermiştir.” (el-Fussilet, 33-34)

Tavsiye edilen bu ilâhî üslûbun tatbiki neticesinde, târihte nice dikenleşmiş ruhlar güle dönmüş ve zindan gibi sîneler nûra garkolmuştur.

Bu itibarla küfür, şirk ve günahta ne kadar ileri gitmiş olursa olsun, hiçbir insan, hidâyet dâvetine muhâtab olmaktan mahrûm bırakılamaz. Bunun asr-ı saâdetteki sayısız misâllerinden biri de şöyledir:

Allâh Rasûlü, amcası Hazret-i Hamza’yı şehîd ederek kendisini derîn bir hüzne boğan Vahşî’yi, İslâm’a dâvet etmesi için ashâbından birini gönderdi. Vahşî ise Rasûlullâh’a cevâben:

“−Yâ Muhammed! Sen, «Bir kimseyi öldüren, yâhud Allâh’a şirk koşan veyâ zinâ eden biri, kıyâmet günü iki kat azâba uğrar ve cehennemde hor ve hakîr olarak ebediyyen kalır.» (el-Furkân, 68-69) diye Allâh’ın hükmünü beyân etmiş iken, beni nasıl oluyor da İslâm’a dâvet edebiliyorsun? Ben ki bu çirkinliklerin hepsini yaptım. Benim için nerede bir kurtuluş yolu olacak ki?” dedi.

Bunun üzerine Allâh Teâlâ:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللّ

 إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“De ki: Ey nefislerine zulmetmekte aşırı giden kullarım! Allâh’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyiniz! Çünkü Allâh bütün günahları affeder. Muhakkak O, çok bağışlayıcı ve engin merhamet sâhibidir.” (ez-Zümer, 53) âyetini inzâl etti.

Nihâyet Vahşî âyet-i kerîmedeki müjde ile ferahladı ve:

“−Rahmetin ne kadar da büyük ey Rabbim!” diyerek ve tevbe-i nasûhta bulunarak arkadaşlarıyla birlikte müslüman oldu.

Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in yanındaki sahâbîler:

“−Yâ Rasûlallâh! Bu af ve merhamet sadece Vahşî’ye mi mahsustur, yoksa bütün müslümanlara mı?” diye suâl ettiklerinde Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“−Bütün müslümanlar içindir.” buyurdular.

Hazret-i Hamza’yı Uhud’da şehîd eden Vahşî, artık Hazret-i Vahşî -radıyallâhu anh- idi. Ve bu hidâyet ve mağfiretin mânevî hazzı içinde, kendisini affettirebilmek ümîdiyle, Hazret-i Hamza’ya diyet olarak, peygamberlik iddiâsında bulunan Mü­seylemetü’l-Kezzâb’ı bir savaşta bütün tehlikelerini göze alarak katletti ve böylece bir fitneye son verdi.

Kaynak yeri: Osman Nuri Topbaş / Vakıf İnfak Hizmet

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
ORTAK AKIL YETERLİ Mİ?

Allâh’ın kitâbı Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîflerinde; inceleme, araştırma, tefekkür etme ve ibret alma husûsunda pek çok emir, telkin...

Kapat