MÜ’MİN, GÂFİLLERLE BİR ARAYA GELMEMELİ

1

Muhabbetle yaklaşılan sâ­lih kim­se­ler­den gö­nül­le­re hu­zur ve fe­rah­lık ak­set­ti­ği gi­bi, gâ­fil ve fâsık kim­se­ler­den de sıkıntı ve kas­vet ak­se­der.

Gül, sümbül, karanfil gibi nâdide çiçeklerle bezenmiş bir bah­çe­­ üzerinden esen bir meltem, gittiği yerlere gönülleri mest eden hârika râyihalar götürürken; bunun aksine, kokuşmuş mezbele ve leşler üzerinden geçip gelen bir rüzgâr da o çirkin kokuları etrafa yayar; böylece nefesleri tıkayıp ruhları daraltır. Dolayısıyla zâlimler, fâsıklar ve nefsânî bir hayata dalarak Allâhʼı ve âhireti unutan gâfillerle ülfet ve ünsiyet, âdeta mânevî hayatın kanseridir.

SEYFİ BABA’YA KASVETİN TESİRİ

Her hususta olduğu gibi sâlihlerle beraber olup fâsıklardan sakınmak hususunda da kalpteki hassâsiyet arttıkça ölçüler de incelir, herkesin fark
edemediği nice tecellîler hissedilir. Bunun bir misâli olan şu hâdise pek ibretlidir:

Sâmi Efendi Hazretleri’nin sevenlerinden Seyfi Baba, keşfi açık, hâl ehli bir zâttı. Topkapı’da oturuyordu. Bir gün Erenköy’e, Sâmi Efendi Hazretleri’ni ziyarete gelmişti. Ancak devlethâneye girer girmez düşüp bayıldı. Onu karşılayıp üstâdın huzûruna iletecek olan kişi, telâşla üzerine su döküp ayılmasını temin ettikten sonra:

“Hemen bir doktor çağıralım!” dediğinde Seyfi Baba bitkin bir hâlde müdâhale etti:

“Hayır evlâdım! Doktor filân çağırmayın; hâlimin maddî bir hastalıkla alâkası yok! Topkapı’dan Erenköy’e gelene kadar yollarda rastladığım isyan ehli ve isyan yerlerindeki kasvet tesir etti ve bu tertemiz kapıdan girip birden içerideki rûhâniyete nâil olunca gönlüm dayanamadı. Buradaki mânevî iklîmin bereketi ve ârifler sultânı Sâmi Efendi’nin himmetiyle birazdan hiçbir şeyim kalmaz.” dedi.

MÜ’MİN GÂFİLLERLE BİR ARAYA GELMEMELİ

Hâllerdeki sirâyet, gayr-i ihtiyârî beraberliklerde bile bu kadar tesirli olurken takvâ ehli bir mü’minin kendi irâde ve arzusuyla gâfillerle düşüp
kalkması asla düşünülemez. Bu hususta gösterilen hassâsiyet noksanlığı, kişiyi ebedî hüsrâna kadar sürükleyebilir.

Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere: “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Yani insan kimi sever ve kiminle daha çok düşüp kalkarsa kıyâmette de onunla haşrolunur. Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, hâllerdeki sirâyetin, kişinin mânevî hayâtını nasıl değiştirebildiğine dâir şu misalleri verir:

“Ashâb-ı Kehf’in köpeği, sâdıklarla beraber olduğu için büyük bir şeref kazandı; nâmı Kur’ân-ı Kerîm’e ve tarihe geçti. Lût Peygamber’in karısı ise fâsıklarla beraber olduğu için küfre dûçâr oldu.”

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından, Erkam Yayınları.

Paylaş.

1 Yorum

Yorumlar