EBU ALİ FARMEDİ HAZRETLERİ KİMDİR?

0

Ebû Ali Fârmedî Hazretleri, hicrî 401’de Horasan’ın Tûs şehri yakınlarındaki Fârmed köyünde doğdu. İlk tahsilini bitirdikten sonra Nişâbur’da meşhur mutasavvıf Abdülkerîm Kuşeyrî’nin medresesine girdi ve kısa sürede en seçkin talebelerinden biri oldu. Zâhirî ilimleri ikmâl ettikten sonra üstâdından izin alarak, bâtında, yani kalbî hayatında mesâfe katedebilmek için medreseden ayrılıp tekkeye yerleşti. Bir müddet mücâhede ve riyâzatla meşgul oldu.

Pek çok âlim ve mürşidden istifâde etti. Nihâyet Ebû’l-Hasan Harakānî Hazretleri’ne intisâb ederek onun yanında pek yüce mertebelere ve nihâyetsiz füyûzâta nâil oldu.

Bir müddet sonra irşâd ile vazifelendirildi. Bu yolda büyük gayretler sarf etti. Son derece güzel, fasih, beliğ ve tesirli konuşurdu. Sohbetlerini, gönüllere feyz ve rûhâniyet bahşeden teşbih ve misallerle süslerdi. Onun irşad meclisleri, rengârenk, hoş kokulu ve nâdide çiçekler açan meyve ağaçlarıyla dolu bir bahçeye benzetilirdi.[1]

İmâm Gazâlî ve Yûsuf Hemedânî Hazretleri gibi pek çok âlim ve ârif yetiştirdi.

ASRININ EŞSİZ MÜRŞİDİ

İmâm Gazâlî Hazretleri, ebedî kurtuluşa ermek için Fârmedî Hazretleri’nin kendisine telkîn ettiği tasavvufî esaslara, nâfile ibadetlere, zikir ve virdlere son derece titiz bir şekilde devam ederdi. Üstâdının tatbik ettiği nefisle mücâhede esaslarına da hakkıyla riâyet ederdi.[2]

Gazâlî Hazretleri şöyle der:

“Ebû Ali Fârmedî Hazretleri bana, mürîdin şeyhine karşı tam ve güzel bir edeple muâmele etmesinin zarurî olduğunu telkîn ederdi…”[3]

Ebû Ali Fârmedî Hazretleri, Rüknü’l-İslâm (büyük ve kuvvetli bir İslâm şahsiyeti), Kutbü’z-Zamân (zamânının kutbu) ve Şeyhü’l-Meşâyıh (şeyhlerin şeyhi) gibi unvanlarla anılırdı. Horasan şeyhlerinin üstâdı, asrının eşsiz bir mürşidi ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in büyük rehberlerinden biri idi.

Ebû Ali Fârmedî Hazretleri, dînin bâtınî esaslarına olduğu gibi zâhirî esaslarına da çok ehemmiyet verirdi. Bununla birlikte, zaman zaman cezbe hâli yaşayan ilâhî aşk ehlini de hoş görür, onlara hürmetkâr davranırdı. Tefekkür ve irfânı çok derin idi. Ciddî ve vakur duruşuna rağmen, cemâli celâline gâlip olup son derece merhametli ve şefkatli idi.

FİRÂSET VE EDEPLE HİZMET

Ebû Ali (r.a.) Allah yolunda hizmete çok ehemmiyet verirdi. Hizmet ederken de büyük bir edep ve firâsetle hareket eder, neyi ne zaman, nerede ve nasıl yapacağına çok dikkat ederdi.

Bir defasında üstâdı, dergâhın hamamına girmişti. Fârmedî Hazretleri hemen kuyuya giderek birkaç kova su çekip hamamın havuzunu iyice doldurdu. Üstâdı, bu hizmetten ve ince anlayıştan çok memnun oldu. Hamamdan çıkınca suyu kimin getirdiğini sordu. Ebû Ali, ses çıkarmadı. Üstâdı birkaç defa sorunca, suyu kendisinin getirdiğini söylemeye mecbur kaldı. Üstâdı ona pek çok iltifatta bulunup firâset, edep ve mahviyetle yaptığı hizmetleri sebebiyle nice bereketlere ve mânevî derecelere nâil olduğunu müjdeledi.[4]

Zira edeple hizmet, mânevî hayatta terfî etmeye vesîle olan güzel vasıfların başında gelir.

TEVÂZÛ VE HİÇLİK

Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin tecellî ettiği kullardan biri de yeryüzünde tevâzû ile dolaşanlardır.[5] Hak dostları da bütün fazîletlerine ve yüksek derecelerine rağmen kendilerini dâimâ Hakk’a vuslat kervanının en gerisinde kabûl eder; tevâzû, mahviyet ve hiçlik şuuruyla yaşarlar.

Nitekim Ebû Ali Fârmedî Hazretleri, Nişâbur’da bir mecliste vaaz ediyordu. Büyük âlimlerden İmâmü’l-Harameyn Cüveynî de orada hazır bulunuyordu. Cüveynî, Ebû Ali Hazretleri’ne:

“–«Âlimler peygamberlerin vârisleridir.» hadîs-i şerîfi ile hangi zümre kastolunmuştur?” diye sordu.

Fârmedî g büyük bir tevâzû içinde:

“–O zümrenin mensupları ne suâl soran gibidir ne de sorulan gibi… Peygamberlerin vârisleri, şu mescidin kapısında yatan sâlih zât gibi olanlardır!” diyerek Hak dostlarından Muhammed bin Eslem’in kabrine işaret etti.[6]

Bu sohbetlerin tesiriyle olsa gerektir ki, İmâmü’l-Harameyn, hayatının son yıllarında tasavvufa meyledip riyâzatla meşgul oldu.[7]


[1] Sem’ânî, Ensâb, X, 125; Abdülğâfir, Târîhu Neysâbûr, s. 628.

[2] Zehebî, Siyer, XIX, 323-324; Sübkî, Tabakāt, VI, 209.

[3] Gazâlî, İhyâ, IV, 178.

[4] Câmî, Nefahât, s. 514; Ahmed Hilmi, Hadîkatü’l-Evliyâ, s. 13.

[5] Bkz. el-Furkân, 63.

[6] Attâr, s. 276.

[7] DİA, “Cüveynî” mad.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
HARAKANİ HAZRETLERİNİN GAZNELİ MAHMUT’A VERDİĞİ NASİHATLER

Hindistan fatihi büyük sultan Gazneli Mahmut'un Ebû’l-Hasan Harakani Hazretleri’ni ziyaretinde kendisine verdiği nasihatler. Sultan Gazneli Mahmût, Harakān köyü yakınlarına geldiğinde, medhini...

Kapat