Asr-ı Saâdet toplumu, zekâta çok ehemmiyet verirdi. Zira Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde namazla birlikte zekâtı da ısrarla emrediyordu. Onlar, zekât ve sadakalarını âdeta Allâh’ın eline verdiklerinin şuuruyla, bu ibadeti îfâ ederken büyük bir vecd ve heyecan iklîmine girerlerdi.
Zekâtlar, mülkün Allâh’a ait olduğu idrak ve şuurunun bir ifâdesidir. Mü’min, Allâh’ın verdiği nîmetleri îtinâ ile kullanmalıdır. Zira bir gün mutlaka ondan dolayı hesaba çekilecektir.