Mekke’nin Fethi’nden sonra Peygamber Efendimiz’in gösterdiği emsalsiz vefa örneği...
Vefâkârlık, peygamberlere, velîlere ve fazîlet sâhibi kimselere âit bir vasıf olarak beşerî hayatı en yüce bir seviyede taçlandıran mânevî bir sıfattır. Bu itibârla bâzı müfessirler İslâm’ı; kalb ile tasdîk ve dil ile ikrarla beraber bütün kazâ ve kaderinde Allah Teâlâ’ya teslîmiyet ve vefâ olarak târif etmişlerdir.
Vefa, insana en çok yakışan haslet. İnsan ilişkilerinde birlikteliğin ve muhabbetin en kıymetli bağı vefadır. İnsan kimlere karşı vefalı olmalıdır? Kimlerin üzerimizde hakları bulunmaktadır? Vefa borcumuzu nasıl öderiz? İnsan ve vefa teması ile vefaya dair herşey...
İnsan insanlığa, kendine ve topluma vefalı olmalıdır. Unutulmaya yüz tutan en büyük değerlerimizden olan veda sadece sokak ismi olarak kalmasın. Vefalı olalım yaratılana ve yaratana...
Çanakkale’de yedi düvele karşı yiğitçe çarpışan şanlı ordumuz, sadece kahramanlık ve cesâret destânı değil, aynı zamanda bir de fazîlet destânı yazmıştır. Zira onlar, gönüllerindeki engin îman nûru sâyesinde Cenâb-ı Hakk’ın yardımına mazhar olmuş ve: “Ey îman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebât edin ve Allâh’ı çok anın ki başarıya ulaşasınız.” (el-Enfâl, 45) âyet-i kerîmesinin canlı bir misâli olarak tarihe nakşolmuşlardır.
Hakk’a vefâ, ancak ve ancak O’nun emirlerine riâyetle gerçekleşir. Bu vefâ, O’na bağlı his ve fiillerin zirvesidir. Çünkü yaratan, yaşatan ve kendisine her an muhtaç olunan yegâne varlık O’dur. Hayâtımız da ölümümüz de O’nun elindedir.
Balıkesir’de hiç evlenmemiş ve “Yedi Bekârlar” ismiyle anılmakta olan hanımlar, vefâkârlık hususunda câlib-i dikkat bir misaldir.
Cenâb-ı Hak buyuruyor: “…Allâh’tan başka ahdine daha çok vefâ gösteren kim vardır?..” (Tevbe, 111)