Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 4 Mayıs 2018 tarihinde tüm Türkiye'deki camilerde okunan Cuma hutbesinin konusu "Kesintisiz Hayır Çeşmesi Vakıflar" oldu.
İslam Medeniyetinde vakıf malı, Allah’ın emaneti olarak kabul edilir. Süleyman -aleyhisselam- ve Salih -aleyhisselam-’ın rivayetleri, bu hakikatin önemini idrak etme noktasında, önemli birer levha hükmündedir.
Vakıf, Allah’a adanmış maldır. Son derece hassas davranmak icab eder. Mütevelli ve yöneticiler, vakıf mallarında tasarrufta bulunurken, basiretli bir tüccar gibi davranmak mecburiyetindedirler. Aksi halde mânen mesul olurlar. Vakıf malında yapılan haksız tasarrufun dünyada helâlleşme mercii bulunmadığından, âhirete taşınan bir vebal yüklenilmiş olur.
Yüceler yücesi Rabbimiz, Enfâl Sûresi ikinci âyette şöyle buyurur: Müminler ancak, Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda îmanları artan ve yalnız Rablerine güvenip dayanan kimselerdir.
Vakıf tesisindeki esas gâye, Allâh’ın rızâsına nâil olup âhiret selâmetine ermektir. Tâ başlangıcından beri vakıflar, bu minvâl üzere kurulmuş ve aynı şekilde devam etmiştir. Öyle ki bu gâye, «et-takarrub ilâllâh» (Allâh’a yaklaşmak) şeklinde vecizeleştirilmiş ve vakfın sıhhat şartlarından biri olarak kabul edilmiştir.
Vakfiyelerde hangi maksatlar için vakıf yapıldığı belirtilmiştir.
Vakıf, târihte ilk önce herkesin birlikte ibâdet ettiği mekânlarda başlamış, sonradan birçok ictimâî sahayı içine alarak genişlemiştir.
Allâh yolunda ve O’nun rızâsı istikâmetinde yapılan hayırların gerçek bereketi, niyet ve ihlâsa göredir. Önemli olan, amellerin ihlâs ve takvâ ile îfâ edilmesidir. Zîrâ Allâh Teâlâ, kendi rızâsı istikâmetinde yapılan en küçük bir hayra bile çok büyük bereketler ihsân eyler.