“Sırât-ı Müstakîm” (dosdoğru yol) ifadesi Kur’ân-ı Kerîm’in birçok yerinde geçmektedir. Peki, Yüce Rabbimizin dosdoğru yolu nedir?
Dünyevi olana gözleri kapatmadan ahiret gözlerini açamayız. Sahte insan kimliğinden kurtulmadan hakiki insan kimliğine sahip olamayız. Kalpteki şirkleri kırmadan nurun güzelliklerini göremeyiz. Tedavi edilmeden sıhhat bulamayız. Benlik erimeden mahviyet sırrına kavuşamayız. Dünyayı boşamadan kulluk makamına erişemeyiz. Nefsimizden zulmü kaldırmadan adalete kavuşamayız. Tüm bu “ulaşılamaz”lara insanı ulaştıracak olan ise sırat-ı müstakîm üzere olmaktır.
Sözlükte “anayol; doğru ve apaçık yol” mânalarına gelen sırât ile “dengeli ve dosdoğru” anlamındaki müstakīm kelimelerinden oluşan sırât-ı müstakīm “apaçık, dosdoğru ve hak yol” demektir. Burada yol kelimesinin dosdoğru diye nitelendirilmesi onun “hedefe ulaştıran en kısa yol” anlamına geldiğini gösterir.
Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık tekrar edilen “sırât-ı müstakîm” tabiri her türlü yanlışlık ve aşırılıklardan uzak, doğru, dengeli ve orta bir yol olarak takdim edilmektedir.
Cenâb-ı Hak, kullarından her an “istikâmet” üzere bulunmalarını, yani “emrolundukları gibi dosdoğru” olmalarını istemektedir. Peki bizlere düşen vazifeler nelerdir? Doğru bir istikamette gidebilmek için yol rehberlerimiz kimlerdir? Sırât-ı müstakîm üzere bir hayatın önemi...