Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hayatın acı-tatlı sürprizleri, ezâ, cefâ ve meşakkatleri karşısında dâimâ Hakkʼa tevekkül, teslîmiyet ve rızâ hâlini muhâfaza etti.
Allah'a teslimiyet, gönüldeki kederi ve sıkıntıyı giderir; ruh, sevdiği ile beraber olur. Kulun mâneviyattaki derecesi, teslimiyeti ölçüsündedir. Teslimiyet noksanlığından birçok verimsiz, üzücü hâller tecellî eder. Her şeyde tereddüdü, vesvesesi artar.
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- buyurur: “Bütün dostları gezdim, gördüm; dili muhafaza etme20kten daha iyi dost göremedim. Bütün elbiseleri gördüm; iffet ve sakınmaktan daha iyi elbise görmedim. Bütün malları gördüm; kanaatten daha iyi mal görmedim. Bütün iyilikleri gördüm; nasihatten daha iyisini görmedim. Bütün yemekleri görüp tattım; sabırdan lezzetlisini görmedim.”
Şeyh Sâdî buyurur: “Ey Âdemoğlu! Bazen nîmet içinde mağrur ve gâfil; bazen yoksulluk içinde ümitsiz ve mahzunsun... İşte neşeli ve kederli zamanındaki hâlin budur. Bilmem ki Rabbine (hamd, şükür ve rızâ hâlinde) kulluğu ne zaman edeceksin?!..”