Rebî bin Haysem Hazretleri, bahçesine bir mezar kazarak kalbinin katılaştığını hissettiği zamanlarda bu kabre girer, bir müddet orada kalırdı. Gün gelip dünyaya vedâ edeceğini ve mezarda bir istiğfar ve sadakaya muhtaç vaziyette kalacağını tefekkür eder, âhiretteki hesâbını düşünerek bir muhâsebe iklîmine girerdi.
Kur’ân-ı Kerîm’de bazı meseleler insanların sorularına dayandırılarak açıklanır. Nebî (s.a.v.)’e “Sana kıyametten/ganîmetlerden/yetimlerden/haram aylardan/infaktan sorarlar.” buyrularak “De ki” hitabıyla, vereceği cevap bildirilir.1 Bunlardan biri olmak üzere, İsrâ sûresinde şöyle buyrulur; “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden az bir şey verilmiştir.”2 Görüldüğü üzere burada, “Size ilimden az bir şey verilmiştir.” fermanıyla cevabın bildirilmeyeceği ifade edilmiştir.
İnsan ekseriyetle, “sonra yaparım” diye ertelediği hayırlara, o “sonra”larda da kolay kolay fırsat bulamaz.