Vefâkârlık, peygamberlere, velîlere ve fazîlet sâhibi kimselere âit bir vasıf olarak beşerî hayatı en yüce bir seviyede taçlandıran mânevî bir sıfattır. Bu itibârla bâzı müfessirler İslâm’ı; kalb ile tasdîk ve dil ile ikrarla beraber bütün kazâ ve kaderinde Allah Teâlâ’ya teslîmiyet ve vefâ olarak târif etmişlerdir.
Bugün kendimizden başlayarak bütün görünürlüklerimizde (evde, sokakta, camide, okulda, iş yerinde, medyada, yönetimde), Rasulullah’ın “güzel örnekliği”ni elverdiğince ortaya koymak, insanlığın İslam telakkisini (algısını) doğru şekillendirmek adına hayati önem taşıyor. Müslümana bakıp İslam’a ısınmak ile Müslümana bakıp İslam’dan uzaklaşmak arasında derin farklar bulunduğu izahtan varestedir.
İnsanoğlu kendi başına sırât-ı müstakîmde dosdoğru yürümek husûsunda za’fiyet gösterip nice hatâlara düşmeye müsâid bir varlık olduğundan Cenâb-ı Hakk, onu kendi fazlından peygamberler ile takviyelendirmiştir.