Osmanlı ülkesi, bünyesini bir muhabbet ve şefkat ağı gibi ören vakıf ve benzeri hizmetler sâyesinde âdeta dilencisiz bir ülke hâline gelmiştir. Öyle zamanlar olmuştur ki, Müslüman zenginler zekâtlarını verecek fakir bulmakta güçlük çekmişlerdir.
Zekât, sadaka ve infak, varlıklı insanların servetlerine aldanarak azgınlaşmasına ve muhtaçların zenginlere karşı kin ve haset gibi menfî duygulara kapılmasına mânî olur. Böylece ictimâî hayatı korur, fertleri birbirine kardeşlik ve muhabbetle bağlar. Zenginlerle fakirler arasındaki mesafeyi asgarîye indirir. Neticede fakirlerin sayısı yok denecek kadar azalarak, yoksulluk ve çaresizlik sebebiyle meydana gelen birçok tatsız hâdisenin önüne geçilmiş olur.