osmanlı toplumunda cömertlik

Osmanlı Toplumunun Eşsiz Zerafeti

Osmanlı toplumu, Pâdişâhından sıradan bir ferdine kadar, büyük bir tasavvuf mektebinde yetişti. Halk ile beraber bütün sultanlar, Edebali silsilesinden feyz aldı. Bütün gönüller, sanki bir rahmet dergâhı hâline geldi. Toplumu vakıflarla âdeta bir ağ gibi ördü. Sarılmadık yara bırakmadı. İnsanın problemini çözdükten başka, hayvanâta ve nebâtâta dahî hizmet eden vakıflar kurdu.

'osmanlı' Ne Anlama Geliyor?

Bizler, ecdâdımızın inşâ ettiği fazîletler medeniyetinin ve rahmet toplumunun bugünkü devamı ve temsilcileriyiz. Her medeniyet, kendi insan tipini meydana getirir. Bizim vazifemiz de, ecdâdımız gibi; elinden, dilinden, hâlinden, kālinden bütün mahlûkâtın istifâde ettiği bir “rahmet insanı” olmaktır.

Osmanlı Toplumunda Cömertlik

15. asırda Türkiye’yi gezen Fransız Bertrandon de la Broquiére şöyle der: “Türkler birbirlerine saygı duyan iyi niyetli insanlardı. Yemek yerken çoğu zaman görmüşümdür, yanlarından bir fakir geçiyorsa onu kendileriyle birlikte yemek yemeğe çağırırlar. Bu bizim hiç yapmadığımız bir şeydir.”[1]