Hilye, lügatte süs, ziynet, yüz ve rûh güzelliği demektir. Istılahta ise, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in, beşer kelâmının imkânları nisbetinde kelimelerle çizilmiş resmidir.
Ümmî kelimesi; anasından doğduğu gibi saf ve temiz kalan, okuma ve yazma bilmeyen, bir insandan eğitim görmemiş, Mekke’ye mensup, ehl-i kitâbın dışında kalan Araplar gibi mânâlara gelmektedir.
Cenâb-ı Hak, bilinmeyi ve bu bilinmenin îcâbı olarak ibâdetlerle tekrîm olunmayı murâd ettiğinden, “âlem-i kesret” (çokluk âlemi yâni kâinât) denilen mâsivallâhı yaratmıştır. Bu yaratışta, ilk önce husûle gelen, bir “nûr”dur. O nûr da, “Hakîkat-i Muhammediye”nin özü, aslı ve mayasıdır.
Peygamberimiz’in babası Hazret-i Abdullâh, annesi Hazret-i Âmine’dir. O’nun mübârek soyu Hazret-i İsmâîl’in oğlu Kayzar sülâlesinin en şereflisi olan Adnân’a kadar uzanır.
Bütün peygamberler son derece emîn, güvenilir, dürüst ve mümtaz şahsiyetlerdir. Ehl-i îmân olmayanlar bile onlara sonsuz bir güven duyarlar. Peygamberlerin emânet sıfatı, onların her hususta emîn ve güvenilir olmalarıyla birlikte, daha ziyâde vahiy üzerinde emîn olmalarını, Allâh’ın emir ve yasaklarını insanlara değiştirmeden, artırıp eksiltmeden teblîğ etmelerini ifâde eder.