Peygamber Efendimiz'in çok oruç tutmak isteyenlere ısrarla yaptığı tavsiyeler arasında her ay üç gün oruç tutmak vardır.
“Oruçluya iki sevinç vardır; birisi iftar anındaki sevinci, diğeri de Rabbine kavuştuğu andaki sevinci” hadis-i şerifinden6 ilhâm alan bazı irfân ehli demişlerdir ki oruç, aynı zamanda bir vuslat (Hakk’a kavuşma ve cemâlini müşâhede) muştusudur. Öyleyse oruç, daha dünyada iken Rabb’i her şeyde müşâhede edebilecek bir hissiyata ve idrâk sıçramasına da bir köprüdür.
Oruç ayı olan Ramazan-ı Şerîf, feyizli bir hayatın yaşandığı mübârek bir mükâfât ayıdır. Nâil olduğumuz sayısız nîmetlerin kadrini hatırlatan bu ayda, fânî lezzetlerden vazgeçip bâkî lezzetlere nâil olmanın sırrına, Hakk Teâlâ’nın emir buyurduğu oruç nîmeti ile kavuşulur.
Oruç, nîmetlerin kadrini bildiren, şükran hisleri uyandıran, yoksulların ve çâresizlerin hâlinden anlama şuuru kazandıran, nefsânî arzu ve temâyülleri bertaraf eden, gönülleri maddenin tasallutundan kurtarıp “sabır” denilen en yüksek ahlâkî meziyete eriştiren bir ibadettir.
Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de zamana yemin ediyor. Hayat ırmağımızın hızla akmakta olduğunu, fânî ömürlerimizin büyük bir hızla tükeniş hâlinde bulunduğunu hatırlatıyor. Dünyâ hayâtının kısa bir zaman dilimi olduğunu, asıl hayâtın âhiret hayyâtı olduğunu açıkça beyan buyuruyor. Bizleri gaflete karşı îkaz ediyor.