İçinde yaşadığımız çağda Müslümanların payına ne yazık ki keder, ızdırap, yokluk, fakirlik düştü. Dünyanın bir kısmı varlığın çılgınlığını yaşarken, diğer kısmı açlık, yokluk ve ıstırapların pençesinde kıvranıyor. Böylesine bir dünyada benim vereceğim zekatın sadakanın ne kıymeti olur diye düşünmemek gerekir. Çünkü biz, öncelikle kendimiz için vermekteyiz. Alan değil veren kazanmaktadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir kardeşinin ihtiyacını görmek için yürürse, Allah Teâlâ onu yetmiş beş bin melek ile gölgelendirir. Bu melekler ona duâ ederler. O işi bitirinceye kadar ilâhî rahmet deryâsı içinde olur. Kardeşinin işini görüp bitirdiğinde ise kendisine bir hac ve umre sevâbı yazılır…” (Heysemî, II, 299; VIII, 193)
Mevlânâ Hazretleri buyurur: “Eğer dünyadayken cennette bulunmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma! Çünkü bir kardeşini dostlukla anarsan, dâimâ sevinç içinde olursun. İşte o sevinç, dünyâ cennetinin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi kin ile anarsan, dâimâ üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin tâ kendisidir.”
Peygamberlerin beşerî güçleri tükendiğinde kendilerine ilâhî nusret yetişir ve inkârcılar üzerine Allâh’ın kahır ve intikâmı tahakkuk eder.