Îmânın en büyük meyvesi merhamet, onun neticesi ise “hizmet”tir. Merhamet etmek/acıyabilmek, Allâh’ın büyük bir lûtfudur. Zira yalnızca acıyabilen insan için, kalp, iz’ân ve vicdandan söz edilebilir.
Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuyla büyük bir servete sahip olan Allah dostunun zengin Müslümanlara örnek olacak hizmetleri...
Altınoluk Dergisi 358. sayısında "Mü’minler arası ilişkilerde şeytanın oyunları" konusu ele alınıyor. Altınoluk, mü’minler camiası için hayat – memat meselesi gibi olan bu konuyu gündeme getirerek, çağımızda, İslam ümmetini en çok yaralayan bir derdin çaresini arama yolunu açmaya çalışıyor.
Dr. Adem Ergül, "Şekilcilik kolaycılıktır. Öze inmek zordur. Hâlbuki kalite, öze inişle doğru orantılıdır. Kişi, özünü pişirmeden hamlıktan kurtulamaz. Özün kemâli ise içte hapsedilen bir duygudan ibaret değildir. Hayata yansımayan öz, çürümeye ve sönmeye mahkûmdur. Öyle ise kalıptan kalbe, kalpten hayata bir bütünlük içinde mü’min-i kâmil olmak, insan-ı kâmil olmaktır." diyor.
Yüce dînimiz İslâm’ın her bir prensibi, îmânın hayâta aksedişinden ibâret olan ahlâkî güzellikler manzûmesidir.
Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: «Allah, kiminin rızkını daraltır, kiminin genişletir.»
İslâm şahsiyet ve karakterini sergileyen kâmil mü’minlerin en mühim vasıflarından biri, hiç şüphesiz ki cömertliktir. Cenâb-ı Hak, bizlere Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’i tanıtırken, O’nun “Raûf” ve “Rahîm”, yani çok şefkatli ve son derece merhametli olduğunu bildiriyor. Zira îmânın ilk meyvesi merhamet, merhametin en belirgin alâmeti de “infak”tır.
Mahlûkâta Hâlık’ın merhamet nazarıyla bakabilen kâmil mü’minler, günahkâr bir insana bile -ne kadar günaha batmış olursa olsun- özündeki mükemmelliğe îtibâr ederek, sırt çevirmezler. Onun hidâyetini ve tevbeye yönelmesini diler, ebedî hayâtını kurtaracak bir can simidi olmaya gayret ederler.
Varlıklı kimselerin de gönül huzuru ve rûhî muvâzeneleri için; fakir-fukarayı koruyup gözetmeleri, mâtemlerin civarında bulunmaları, sefâlet manzaralarını görüp ibret almaları elzemdir. Aksi hâlde varlıklı insanlar, şefkat ve merhameti unutarak kasvet-i kalbe müptelâ olmaktan kurtulamazlar.