Yaratılış mâceramızı baştan sona tefekkürle okuduğumuzda bunun her bir kısmının “Esmâ-i Hüsnâ” ile sarılıp-sarmalandığını görürüz. İnsan; hikmetle seyredeni hayretler içinde bırakan, Cenâb-ı Hakk’ın bir sanat harikasıdır. Zerre kabîlinden bile olmayan bildiklerimizle bunu anlayıp aktarmaya çalışırken, Rabbimiz, her satırda farklı pencereler açtı önümüze...
Yaşaması takdir edilen ortama göre şekillenen her uzvumuz, hakîm bir sanatkârın eseridir. Işık olmayan bir yerde gelişen ışık refleksi, görüntüyü odaklayabilme kabiliyeti, nemlendirme mekanizmaları, yabancı cisimlere karşı inşâ edilen kalkanlar ve daha sayamayacağımız nice kusursuz tasarımlarla var edilir.
Akılsız atomlardan meydana gelen bir hücrenin; kendi ihtiyacı olmayan organların üretiminde çalışacak hücrelerin, birbirine muhtaç olduğunu bilmesi ve bu derece ileri görüşlü hareket edebilmesi aslâ mümkün değildir! Bu oluşumlar her şeyi bilen, önceden görüp plânlayan, kusursuz ve kudretli bir irâdenin, azametli bir sanatkârın eseridir. Bu sanatkâr, her şeyi yaratan, yoktan var eden, şekil ve sûret veren Allah’tır.
Sanat harikası insanın var oluşunda ilkah/döllenme hâdisesinin nerede olduğunu ve kısaca bunun sebeplerini Dr. Betül Nefise İnal anlatıyor.