Tasavvuf hareketi şekilden çok ruha, kabuktan çok öze önem veren bir hayat tarzıdır. Zira tasavvuf zâhirin değil, bâtının yani kalbin ve ruhun terbiyesi ile uğraşır. Sufilere göre iç âlemini temizleyenin dış âlemi kendiliğinden güzelleşir bunun aksine iç âlem terbiye edilmeden zâhir güzelliği bir fayda getirmez.
Başkalarını hor görerek kendini beğenmek kadar, insanı mânen helâk eden bir başka felâket yoktur. Bunun içindir ki Mevlânâ Hazretleri, birçok mânevî tehlikeden selâmetin; tevâzûya bürünmekle mümkün olacağını ifade sadedinde şu teşbihte bulunmuştur: “Kılıç, boynu olanın boynunu keser!.. Gölge, yerlere döşenmiş olduğundan, hiçbir kılıç darbesi onu yaralamaya muvaffak olamaz.”