Ömürlerini ilâhî huzurda geçirmeye çalışan kulların edebi bir başkadır. Onlar farklı bir hissiyat içinde, sıradan insanların anlayamayacağı bir hayat sürerler.
Ne zaman olursa olsun, kalp ve beden âhengi içinde icrâ edilen bütün ibadetler, Cenâb-ı Hak ile beraberlik anlarıdır. Mârifetullâhʼa vesîle olan ilim, irfan, zikir ve sohbet meclisleri de gönlün ilâhî huzur ile dolduğu anlardır.
Bizleri ilk başta, örneksiz ve tek bir hücremiz bile yokken var eden Allâh’ın gücü, biz ölüp gittikten, çürüyüp toz olduktan sonra da yaratmaya yeter. Gâfil insan ise hem dirilişi inkâr ediyor, hem de Allâh’ın yaratmasını...
Kur’ân, kelâma bürünmüş bir cihân… İnsan ise, her ikisinin kavşağında bulunan bir irfan mihrâkı ve tecellî âbidesidir.
Bu kutsal mekânın her yeri kâinatın Yaratıcısının tanıklığını yapıyor. Dünyadaki hiçbir mekân ve alan, Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dinlendiği yerden daha fazla nur ve güzellik yayamaz. Kapılar, şamdanlar, halılar ve yastıklar hayret içinde ağlamakta! Her bir toz zerresi, her bir parça bu ışığı içine çekmekte.