Bir mü’min, Allâh’ın herhangi bir mahlûkunu gördüğü zaman tefekkür hâlinde olmalı; “Ben onun, o da benim yerimde olabilirdi.” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın bu muazzam lûtuf, ihsan ve ikramına karşı şükrünü artırmalıdır.
İkram ve ihsanla gönül kapılarına dokunmak, çoğu zaman o kapıların açılmasını sağlar. Ancak burada niyet çok önemlidir. İnsanı köleleştirme adına ve onu kendine kul ve köle yapma maksadını güden ikram ve ihsanlar, avcının ağına, celladın ipine benzer. Bunu yapana muhsin ve mükrim değil, belki zâlim ve cellat demelidir.