Büyük mükâfâtlar, dâimâ büyük sabırların, musîbetlerin ve iptilâların arkasından gelir. Hz. Ya’kub’un ve Hz. Yusuf’un yıllarca birbirlerinden habersiz olarak yaşadıktan sonra Allah’ın lütfu ile tekrar kavuşmaları da bunun bir örneğidir.
Hazret-i Yusuf’un- aleyhisselâm- bulunduğu makam ve mevki itibariyle, kendisini kuyuya atan kardeşlerine af ve merhamet sergilemesi bizler için “affede affede affolunma!” düsturunun müşahhas bir örneğidir.
Yûsuf -aleyhisselâm-, Melik hakîkate iyice vâkıf olmadan, mes’elenin aslı iyice anlaşılmadan ve haksız yere hapse atıldığı herkesçe kabûl edilmeden evvel zindandan çıkmak istemedi. Aklını kullanarak, sabırlı ve vakarlı bir tavır göstererek kendisine hased edenlerin işi daha fazla karıştırmalarına da mânî oldu. Kendisine yapılan bütün isnadların yalan ve iftirâ olduğunu ispat edip töhmetten tamamen kurtulunca, zindandan çıkmayı kabûl etti.
Mühim olan, zâhirî ve fânî güzellik değil, kalb ve ahlâk güzelliğidir.
Ya’kûb -aleyhisselâm-’ın oğullarından Yehûda, Robil ve Şem’un, babalarının Yûsuf’a gösterdiği husûsî alâka ve muhabbetin hikmetini kavrayamadılar ve kıskandılar.