Yüce Rabbimiz: “Allah, her şahsı ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef tutar…” (el-Bakara, 286) buyurmuştur. Bir mü’mine düşen, yaptığı hizmetleri hiçbir zaman yeterli görmeyip; “Daha başka neler yapabilirim?” düşüncesiyle, sürekli bir hizmet arayışı içinde olmaktır.
Îmânın en büyük meyvesi merhamet, onun neticesi ise “hizmet”tir. Merhamet etmek/acıyabilmek, Allâh’ın büyük bir lûtfudur. Zira yalnızca acıyabilen insan için, kalp, iz’ân ve vicdandan söz edilebilir.
Hizmet, bir taraftan başkalarına fayda sağlarken, diğer taraftan da gayret ve ihlâsları nisbetinde hizmet edenlerin yücelmelerine vesîle olur. Hattâ hizmet edenlere isâbet eden fayda, hizmetinde bulundukları kişilerden daha fazla olur.
Bir mü’min “Allah bana hangi imkânları lûtfetti ve ben bu imkânlarla Allah yolunda nasıl hizmet edebilirim?” düşüncesi içerisinde olmalıdır. Sayısız nîmet ve imkâna rağmen, sadece kendini düşünerek hizmete koşmayan ve hayâtını boş geçirenler, meyvesiz bir ağaç gibidirler.
Oruç tutmayanların daha fazla ecre nail oldukları günü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle anlatıyor...
Allâh’a îmân etmek, merhametli olmayı îcâb ettirir. Zira Cenâb-ı Hakk’a îmân eden kişi O’nu sever ve emirlerine itaat eder. Hattâ zamanla O’nunla alâkası olan her şeyi derece derece sevmeye başlar.
Biri hizmet diğeri ibadet eden iki kardeşin ibretlik hikâyesi…