Câbir İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her meşrû ve güzel iş sadakadır.” [1]
Sadaka ve iyiliklerin önündeki en büyük engel, “fakir düşme endişesidir.” Onu da insana telkin eden şeytandır. [bk. Bakara sûresi (2), 268]
Gençleri hizmetin içine sokmak ve onları hizmette sebatkâr kılmak, yaptıklarını görmek ve takdir etmekle olur. “Yapıyorsa kendine yapıyor” anlayışı ile onlara ilgisiz kalmak, hayrı da çoğaltmaz, adam da yetiştirmez. Özellikle öncülere düşen vazife, her müspet hareketi takdir etmek ve büyütmek olmalıdır. Bazen sadece “tebrik ve teşekkür” bile büyük katkıdır. Mâhir hocanın yaptığı ise artık tam bir ustalıktır.
Peygamber Efendimiz hayır işlemek için acele edilmesine müsaade etmiş ve kendisi de böyle yapmıştır. Dinimizde hayır işlemekte ne kadar süratli davranmanın gerektiğini ortaya koyması bakımından bize verilen önemli bir ruhsattır, hayırlı işlerde acele etmek.
İnsan, nefsin hilelerine karşı uyanık olmaz ise Allah için yaptığını zannettiği hayır ve ibâdetlerde bile aldananlardan olur. Herkes bir şeyle itibar toplarken, o da yaptığı hayırlarla itibar toplama yarışına girebilir.
Dürüstlük, üstün iyilik demek olan birr’e; birr ise, cennet’e uzanan bir çizgidir. Sözünde ve işinde doğru olmaya gayret edenler, Nisâ sûresi’nin 69. âyetinde belirtildiği üzere, peygamberlikten sonraki en yüksek mertebeye (sıddîkıyet) ereceklerdir.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin yeni kitabı, "Toplumun Kalbindeki Yara İSRAF" çıktı.
Hayırlı bir işe niyetlendiğimiz vakit onu en hızlı şekilde yapma gayreti içinde olmalıyız. Çünkü şeytan geçen her an biraz rehavet verir, niyetini zedeler ve geçen zaman içinde hayra engel olur. Şeytanın bu kadar çabasına karşılık müslüman ne yapmalarıdır?
“…Onlar hayırda birbirleriyle yarışırlar…” (Âl-i İmrân, 114) ayeti nisbetinde sâlih mü’minler hayır yarışındaki en güzîde hizmet ürünlerini vakıf müesseseleri yapmışlar. Bugün çok geniş sahada hizmet verebilen vakıflar, yaratılmış her şeye karşı İslâm’ın şiârı olan şefkat ve merhametin en mükemmel tezâhür şeklidir.
"Azîz ve celîl olan Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya yarayan bir ilmi, sırf dünyalık elde etmek için öğrenen kimse, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz."(Ebû Dâvûd, İlim 12; İbni Mâce, Mukaddime 23)