Cihan dershânesinde alık ve abus bir çehreyle dolaşmak; güllerin, sümbüllerin, bülbüllerin, rüzgârların, derelerin ve dağların hâl lisânından bir şey anlamamak, kalbin vîrâneye dönmesidir. Bu ise insana bahşedilmiş olan en kıymetli hazinenin kaybedilmesi demektir.
Rebî bin Haysem Hazretleri, bahçesine bir mezar kazarak kalbinin katılaştığını hissettiği zamanlarda bu kabre girer, bir müddet orada kalırdı. Gün gelip dünyaya vedâ edeceğini ve mezarda bir istiğfar ve sadakaya muhtaç vaziyette kalacağını tefekkür eder, âhiretteki hesâbını düşünerek bir muhâsebe iklîmine girerdi.
Cenâb-ı Hakk’ın âhirette soracağı suallerden bazıları...
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisine peygamberlik vazifesi verilmeden önce de sükûtu ve tefekkürü çok severdi. Nübüvvetine yakın zamanlarda halvet ve uzlete çekilmeyi daha çok arzu eder olmuştu. Mekke-i Mükerreme’ye yaklaşık 5 km mesâfedeki Hirâ Mağarası’na giderek orada günlerce kalırdı.