İnsanı insan yapan ve onu sâir mahlûkattan ayıran husûsiyeti, mânevî hayatına ne kadar ehemmiyet verebildiğidir. Dolayısıyla insan ne kadar rûhî ihtiyaçlarını karşılayabilmenin derdinde olup Rabbine vuslat iştiyâkı içinde bir ömür yaşarsa, Kur’ân’ın tâlim ve telkin ettiği “insan-ı kâmil” hüviyetine, yani gerçek insanlık şeref ve haysiyetine o nisbette yaklaşmış olur.
Mal, canın yongasıdır ve onun elden çıkması, insanoğlunun en mühim endişe sebeplerinden biridir.
Bizleri ilk başta, örneksiz ve tek bir hücremiz bile yokken var eden Allâh’ın gücü, biz ölüp gittikten, çürüyüp toz olduktan sonra da yaratmaya yeter. Gâfil insan ise hem dirilişi inkâr ediyor, hem de Allâh’ın yaratmasını...
Hikmet; hakîkatleri idrâk husûsunda akla aczini kavratmaktır. Akılla kavranamayan nice sırlar, ancak hikmetle çözülür. Kâinattaki ilâhî tecellîlerin asıl mânâsı, hikmet nazarıyla okunabilir.