Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Dünya hayatında İslâm’ı yaşamak da böyledir. İslâm’ı tam olarak yaşamaya gayret etmek, Sırat köprüsünden geçmek gibidir. Burada nefse karşı mücâdele güçlüğüne katlananlar, orada Sırât’ı kolay ve rahat geçeceklerdir.
Cenâb-ı Hakk’a hakîkî mânâda kulluk yapabilmek ve bu sûretle mârifetullâha ulaşmak, zikrin kalpte kazandığı mevkî ve hissedilişindeki derinlik nisbetinde gerçekleşir. Bu sebeple Yüce Rabb'imiz şöyle buyurmuştur: “Rabb'ini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)
Dünya kazanma mahali, âhiret ise karşılık görme yeridir. Âhirette kazanmak veya kaybetmek yoktur. Bu sebeple dünyadaki vakitlerin değeri çok büyüktür.
Âhiret deyince kafamızda belli bir tasavvur oluşur. Orada nâil olmak istediğimiz mevkîyi hayâl ede, kavuşacağımız nimetleri düşünürüz. Âyet ve hadislerde bildirilen vasıfları idrak etmeye çalışırız. Acaba âhiret hayatına başladığımızda dünyaya bakışımız nasıl olacak? Dünyayı nasıl göreceğiz, neleri özleyeceğiz, orada neler yapmış ve nasıl bir mevkide bulunmuş olmayı temennî edeceğiz?