Duanın tek bir formülü yoktur. Herkes gönlünden koptuğunca dilinin döndüğünce, uzun veya kısa ifâdelerle, duasını yapabilir. Ancak Rasülullah (s.a.) başta olmak üzere diğer İslâm ulemâsının yapmış olduğu dualarla Dergâh-ı İzzet'e el açıp yalvarıp yakarmanın da ayrı bir feyzi vardır. Duanın belli bir "dil"i de yoktur. Mevla Tealâ her dilden anlar; Yeter ki dua cânü gönülden yapılmış olsun.
Duânın kabul olunması umulan yerler ve zamanlar vardır. Bunlar, üç mescidde (Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ’da) ve bilhassa Kâbe’yi görünce, tavafta Mültezem’in yanında, Kâbe’nin içinde, Zemzem kuyusunun yanında ve zemzem içerken, Safâ ve Merve Tepeleri’nde sa’y ânında, makâm-ı İbrahim’in arkasında, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da şeytan taşlama ânında ve peygamberlerin kabirleri yanında yapılan duâlardır.