Kur’an’a şüphe getirecek her tür fikir ve uygulamadan hem sufilerin hem de tüm Müslümanların uzak durması gerekir. Kur’an ve ahkamı her zaman uygulanabilir her zaman canlı bir dinamiğe sahiptir. Bunun aksini savunarak Kur’an’a şüphe düşürenlere gerekli cevap verilmeli ve bunların görüşleri ile mücadele edilmelidir.
Ashâbın en mühim meşgûliyeti, Allâh’ın kitâbını anlamak, öğrenmek, hikmet tecellîlerine nâil olabilmek ve muktezâsınca amel etmekti. Hayâtın lezzetini Kur’ân’ı tekrar tekrar okumak, dinlemek ve yaşamakta buluyorlardı.
Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse, harap evler gibidir.1 Öyleyse “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!”2 Fakat her bir âyetin hakkını sadece tecvid ile değil, îcâbını icrâ etmekle de vermeye çalışman gerekir. Daha açık söyleyeyim: “Lâ” kelimesini güzelce okudun meselâ... “Hayır!” demen gereken her teklife de hakkıyla karşı durmalısın!
Bu haftaki cuma hutbesinin konusu “İslam’ın İki Ana Kaynağı: Kur’an ve Sünnet”ti.
Peygamber Efendimiz, Tebük’te okuduğu hutbede Müslümanlar için hayırlı ve hayırsız şeylerden bahsetmiştir. İşte Peygamber Efendimiz’in Tebük hutbesi...
Resûl-i Ekrem Efendimiz ve ashâbının en mühim meşgûliyeti, Allâh’ın kitâbını öğrenip öğretmek, anlayıp anlatmaktı. En büyük arzu ve iştiyakları da Kur’ân’ı tekrar tekrar okumak ve dinlemekti.
Kur’ân’ın tatbik edilmiş hâli olmasından dolayı sünnet, Kur’an’ın yanında İslâm’ın vazgeçilmez ikinci kaynağını oluşturmaktadır. Allah’ın kitab’ı ve Rasûlü’nün sünneti, ayrılmaz iki kaynak olarak İslâm toplum yapısının hem teşekkülünü, hem de özelliklerini yitirmeden devamını sağlamıştır.
Allah’ın kitâbı en büyük zenginliktir.
Ramazan, Kur’ân ayı… Kur’ân, rûhun gıdası…