Peygamberimizi Nasıl Daha Çok Sevebilirim?

Peygamber Efendimizi (s.a.v) yeterince sevemediğimi düşünüyorum. Onu (s.a.v) nasıl daha çok severim? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Kardeşimizin sözünü ettiği mesele önemli bir meseledir; bu, bir iman meselesidir. Bir defasında Hz. Ömer (radıyallahu teâlâ anh), Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) hitaben:

“Yâ Resûlallah! Seni canım hariç her şeyden daha çok seviyorum.” der. Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm):

“Olmaz. Canından da daha çok sevmedikçe iman etmiş olmazsın.” buyurur. O anda Hz. Ömer Efendimiz’de bir hâl meydana gelir ve:

“Yâ Resûlallah! Seni canımdan da daha çok seviyorum.” der. (Buhârî, Îmân, 8; Müslim, Îmân, 67)

Binaenaleyh bir Müslüman için Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm), canımızdan daha fazla sevilmesi gereken; kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı bir şahsiyettir, bir insandır. Bununla şunu kastediyorum: Bazıları “Kâinat Hz. Peygamber için yaratılmıştır.” ne demek, diyorlar. Evet, Hz. Peygamber’in temsil ettiği kulluk için yaratılmıştır.

Çünkü Cenâb-ı Hak:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyurur. (Zâriyât, 51/56)

Cenâb-ı Allah bütün evreni insanlar için yarattığına ve “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize verdi.” buyurduğuna göre, (Câsiye, 45/13) bütün evren insanoğlu için yaratılmıştır. Kullukta zirve ise Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. Dolayısıyla Cenâb-ı Allah, Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) kulluğunu, onun şahsında ortaya çıkan bu kulluğu murat ettiği için her şeyi yaratmış olmaktadır.

Buradan hareketle bizim varlık sebebimiz Muhammed Mustafa’dır (sallallahu aleyhi ve sellem). Bugün “Olmasaydın olmazdık.” deniliyor ya; evet, Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) için bu doğrudur. Olmasaydı olmazdık. Yani Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) temsil ettiği kulluk olmasaydı biz olmazdık. Çünkü Cenâb-ı Allah bizi o kulluk için yarattı. Bizim bütün derdimiz, Cenâb-ı Allah’ın kulları sınıfına girmektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön… Kullarımın arasına gir, cennetime gir.” buyurulmaktadır. (Fecr, 89/27-30)

Yani kulluk, bizim en önemli niteliğimizdir, vasfımızdır. Kullukta da pirimiz, önderimiz Muhammed Mustafa’dır (sallallahu aleyhi ve sellem).

Nitekim kelime-i şehâdette şöyle diyoruz:

“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.”

Yani Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) önce kul, sonra resûl olduğunu ikrar ediyoruz. Kulluk, her türlü makamın üstünde bir makamdır ve bu makamı en üst seviyede temsil eden de Efendimiz’dir (aleyhissalâtü vesselâm).

Binaenaleyh biz, Muhammed Mustafa’yı (sallallahu aleyhi ve sellem) sevmekle ve bu sevginin bizi ona benzemeye götürmesi yönünde bir mükellefiyetle yükümlüyüz. Sevemezsek onu rol model olarak alamayız. İnsan sevmediği kimseye benzeyemez. Biz, Muhammed Mustafa’ya (sallallahu aleyhi ve sellem) benzemek, onun gittiği yoldan gitmek ve onu her şeyimizden aziz ve değerli bilmek durumundayız.

Bu sevgiyi nasıl kazanırız? Bu sevgiyi kazanmanın yolu şudur: Dervişin zikri fikri neyse, fikri de zikri de odur. Tersinden düşünürsek; zikrini yaptığımız şey zamanla düşüncemiz hâline gelir. Hz. Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselâm) muhabbetini kazanmanın en önemli yollarından biri, ona çokça salât u selâm getirmektir.

Zira Cenâb-ı Hak:

“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm verin.” buyurur. (Ahzâb, 33/56)

Onu tanımak, onunla ilgili yazılmış kitapları okumak, sîretini ve hayatını öğrenmek gerekir. Onun güzelliklerini okudukça, hadislerini okudukça kalbimizde ona dair bir muhabbet uyanır. Bunun için Hz. Peygamber’e (aleyhissalâtü vesselâm) salât u selâmı eksik etmememiz gerekir. Hadislerini ve sözlerini bolca okumalı, bunları günlük hayatımızın bir parçası hâline getirmeliyiz.

Meselâ İmam Nevevî Hazretleri’nin (rahmetullahi aleyh) derlediği Riyâzü’s-Sâlihîn gibi eserlerden her gün bir bölüm okumak; Hz. Peygamber’in sözleriyle güne başlamak, ardından onun hayatını anlatan eserlerden bir bölüm okumak, sevgisini zihnimizde ve kalbimizde canlı tutmamıza vesile olur.

Sevemiyorsak, bu durum çok ağır ve vahimdir. Allah muhafaza buyursun. Bunun için Hz. Peygamber’i sevenlerle, ona muhabbeti olanlarla beraber olmaya gayret etmeliyiz. Onun adını anarak, hayatını okuyarak, emirlerini takip ederek onu seveceğiz. Sevmeye mecburuz.

Bir insan, Hz. Peygamber’i (aleyhissalâtü vesselâm) sevme gayreti ve niyeti içindeyse, samimi olduğu sürece Allah ona bu sevgiyi verir. Bu kardeşimizin böyle bir dertle dertlenmesi de imanının göstergesidir. Elbette Efendimiz’i seviyoruz; ancak bu sevginin tezahürü noktasında zaman zaman eksiklerimiz olabilir. Bunları telafi etme niyetimizi ortaya koyarsak, inşallah gerçek anlamda Hz. Peygamber’e (aleyhissalâtü vesselâm) muhabbet besler ve onun muhabbetine nail oluruz.

Çünkü Hz. Peygamber’e muhabbet olmadan din, kuru kuruya yaşanır. Oysa din, Hz. Peygamber sevgisiyle; onu izleme, onun sünnetine uyma aşkı ve heyecanıyla beraber zevkle yaşanır. İşte o zaman insanda bir şahsiyet değişimi, ahlâkî tekâmül meydana gelir. Kuru kuruya yaşanan bir din, insanda karakter olgunluğu oluşturmaz.

Onun için Peygamber’i tanımak ve sevmek gerekir. Çünkü seven, sevdiğine uyar. İnsan kimi seviyorsa onun karakterinden nasip alır. Bu sebeple Efendimiz’i (aleyhissalâtü vesselâm) daha iyi tanımaya ve daha yakından öğrenmeye gayret etmeliyiz.

İslam ve İhsan

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimdir?

PEYGAMBER SEVGİSİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Peygamber Sevgisi İle İlgili Hadisler

HAK DOSTLARININ PEYGAMBER SEVGİSİ

Hak Dostlarının Peygamber Sevgisi

HAZRETİ PEYGAMBERE (S.A.V) MUHABBET VE SEVGİ

Hazreti Peygambere (s.a.v) Muhabbet ve Sevgi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.