Cenâb-ı Hakk’ın bir kulun arzularını yerine getirmesi ve günahlarını affetmesi, dünya ve âhiretin bütün hayırlarını ihtivâ etmektedir. Böyle bir kul, dünya ve â
Toruna yaraşan, atasından gördüğü hayırları yaşatmak, ümmete yaraşan, ölüm tefekkürüyle her dem uyanık kalmaktır.
Kur’ân’a muhâtap kılınan mü’minlerin, onun ahlâkıyla ahlâklanması ve onun kelâmî güzelliklerine de yaklaşmaya gayret etmesi lâzımdır.
Son zamanlarda Müslüman entellektüellerde ahlakı dinden ayrı olarak mütalaa etme eğilimi gözlenir oldu.
İslâm’a göre bütün insanların hukûkuna riâyet etmek çok mühim bir husustur. Bunlar içinde bilhassa anne-baba, âile, akrabâ ve komşu hakları daha mühimdir.
Âhirette nerede olmak istiyorsak, hayatımızı ona göre tanzim etmeliyiz. Son nefesimizin Hakkʼa vuslat olarak gerçekleşebilmesi için, hayatımızın da vuslat iştiy
Ahirette yegane geçer akçe olan kalb-i selîm, dünya hayatındaki huzur ve sükûnun temini için de -bir o kadar- elzemdir.
Kelime-i tevhîd, Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir varlığın olmadığını ilan etmektir. Bir anlamda fâniliğin içine girmek ve hakikatte “Bâkî” olanın ancak All
Yalnızca ibadet zamanlarında değil, hayatın her safhasında kalp Cenâb-ı Hakʼla beraber olmalıdır. Fânîlik hissiyâtı içinde yaşanmalıdır.
İnsan, hakka ve hakîkate mütemâyil olarak yaratılması sebebiyle, meçhûle rızâ göstermez. Dâimâ hakîkati merak edip araştırarak mâlûmun peşinde koşar. Zira bilme