PAZARTESİ SENDROMUNDAN NASIL KURTULURSUNUZ?

0

Pazartesi sendromlarından muzdarip olmak istemiyorsanız, hafta sonuna kadar her günü dakika dakika işkence gibi yaşamayı çekilmez buluyorsanız, haftaya asık suratla ve keyifsiz olarak başlamak zor geliyorsa yapabileceğiniz tek şey var: Sevdiğiniz işi yapmak. 

Pazartesi sendromu olarak bilinen hafta sonu istirahatının ardından hafta başında yeniden işe başlamanın getirdiği psikolojik sıkıntı doğuda batıda iş sektörü ile ilgili en büyük problemlerden bir tanesi. Pazartesiye düşman olarak bir türlü açılmayan gözlerle zoraki başlanan gün stres ve sıkıntı içerisinde devam eder ve bütün bir gün işlere yeniden alışmaya çalışmakla geçer.

Pazartesi günü içerisinde ve Salı günü boyunca duyulan karamsarlık hafta sonu yapılan faaliyetlerin paylaşılmasıyla dağıtılmaya çalışılır. Çarşamba biraz daha rahat geçer. Ne de olsa haftanın ortası olmuş, hafta sonu planları zihne üşüşmeye başlamıştır. Perşembe hafta sonu neler yapılacağı düşüncesiyle geçer. Cuma günü ise hafta sonunu düşünmekten işe yoğunlaşmak mümkün değildir neredeyse. Her ne ise hafta sonu gelir ve bitmesin umuduyla dakika dakika keyfi sürülür. Sonrasında yine pazartesi vardır, yine iş vardır, yine stres vardır.

Bir gazete bütün ünlü yazarlarla nerede ve ne zamanlar tatil yaptıkları hakkında kısa röportajlar yapmıştı geçtiğimiz senelerde. Çetin Altan’a da sormuşlardı aynı soruları fakat aldıkları cevap diğer bütün yazarlardan farklı, şaşırtıcı ve dikkat çekiciydi. Şöyle diyordu:

“Benim tatil yerim daktilomun başı ve tatil zamanın işimi yaptığım her gün. Ben işimi seviyorum o yüzden çalıştığım sürece her gün tatil yapıyorum.

Çetin Altan’ın bu sözlerini okuduğumda, aklıma Konfüçyüs’ün şu sözleri geldi: “Sevdiğiniz işi yapın, çalışmazsınız.”

Pazartesi sendromlarından muzdarip olmak istemiyorsanız, hafta sonuna kadar her günü dakika dakika işkence gibi yaşamayı çekilmez buluyorsanız, haftaya asık suratla ve keyifsiz olarak başlamak zor geliyorsa yapabileceğiniz tek şey var: Sevdiğiniz işi yapmak.

ÇALIŞARAK DİNLENİN!

Şu an yaptığınız iş sevdiğiniz iş olmayabilir. Elinizden geliyor, gücünüz yetiyorsa değiştirin işinizi ve sevdiğiniz işi yapmaya başlayın. Şayet elinizden gelmiyorsa, yaptığınız işten zevk almaya ve keyif duymaya çalışın. Ürettiğiniz ürün ya da hizmetten faydalanan insanları düşünün. Sizin sayenizde işi kolaylaşan, sevinen, gülümseyen yüzleri getirin gözünüzün önüne. Siz olmazsanız o işin olmayacağını, en azından sizin yaptığınız kadar güzel olmayacağını düşünün.

İş yerinin bütün yüklerini yüklenin üzerinize demiyorum. Diyorum ki; her ne iş yapıyorsanız yapın, yüreğinizi ve sevginizi katarak yaptığınız işe, o işi en iyi yapan insan olun. Malzemesi, hazırlanışı, kıvamı, her şeyi tamamıyla aynı olsa da iki yemeğin, sevgiyle yapılanın fark edildiği gibi sevgiyle yapılan işin kalitesi fark edilir. Böyle olunca da hem sizin ürettiğiniz ürün ya da hizmetten faydalanan insanlar mutlu olur, hem de siz; sevdiğiniz işi yaparak çalışmış değil dinlenmiş olursunuz.

Çalışarak yorulmayı bırakın artık, çalışarak dinlenin…

Kaynak: Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, 361. Sayı, Mart 2016

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
‘BORÇ’ İNSANI HUZURSUZ EDER!

Boçlu insan, borcunu ödemediği veya ödeyemediği müddetçe cemiyet hayatında itibarını kaybeder. Kaybedince de adeta cemiyete, yani topluma karşı küser, hırçınlaşır, kimseyi...

Kapat