MUHABBETTE KEMALE NASIL ULAŞILABİLİR?

0

İnsan, muhabbet duyduğu varlığın buna liyâkati nisbetinde bir netice elde eder. Bu sebeple insan kalbi, fıtrî olan sevme temâyülünü ancak Cenâb-ı Hakk’a yönelttiği takdirde muhabbette kemâle ulaşabilir.

KEMALE NASIL ERİLİR?

Hakîkî muhabbete lâyık yegâne varlık, bütün muhabbetlerin kaynağı olan Allâh Teâlâ’dır. Çünkü:

– Her şeyi yaratan, canlılara rızıklarını ihsân eden, onları koruyup gözeten mutlak kemâl ve kudret sâhibi yalnız O’dur.

– O, kullarını çok sevmektedir. Âdem’i cennette en güzel sûrette ve büyük bir ihtimamla yaratmıştır. Kullarının da cennete girmesini arzu etmektedir. Muhabbetin karşılığı ise ancak muhabbettir.

– Zâtına vuslat ve muhabbet yollarını kullarına kolaylaştırmıştır.

– Dünyâ ve âhiretin yegâne mâliki O’dur.

– İnsan, nihâyetinde Allâh Teâlâ’nın huzûruna varacak ve O’ndan başka bir sığınak, barınak ve yardımcı bulamayacaktır. Âlemlerin Rabbi olan Allâh, ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.

– Üzerimizdeki bunca ilâhî nîmetlere ilâveten, bizi en çok muhabbet duyduğu Peygamberi’ne ümmet kılması ve en mütekâmil kitâbı Kur’ân-ı Kerîm ile nasiplendirmesi sebebiyle de Cenâb-ı Hakk’a şükür borcumuz sonsuzdur.

Dolayısıyla muhabbeti Allâh Teâlâ’ya tevcîh etmemiz, kulluğumuzun bir muktezâsıdır.

HAK DOSTLARININ HAYAT ÖLÇÜSÜ

Hiç şüphesiz ki muhabbet, her Hak dostu âşık ve ârifte ayrı ayrı tecellî eder. Bu farklı tecellîler sebebiyle Hazret-i Mevlânâ, gönülleri yakıp kavuran sevdâ ateşiyle dolu engin kelâm okyanusunda, dilinden hikmetler fışkıran ve nâdide inciler saçan bir mânâ ve hikmet menbaı olmuştur. Hallâc-ı Mansûr, aşkın, seveni sevilende fânî kılan lâhûtî iklîminde ilâhî vuslata nâil olmuştur. Bahâüddîn Nakşibend Hazretleri, yıllarca, yaralı ve muzdarip hayvanlara bakmak, sokakların temizliği ile meşgul olmak ve herkesin uzaklaştığı hastaların şifâ bulması için onların ihtiyaçları ile ilgilenmek sûretiyle hizmet yollarında Allâh’ta fânîleşmiş, tasarruf ve mârifetullâhta engin bir himmet deryâsı hâline gelmiştir. Usuller ayrı, fakat kalbî sermâye hep aynıdır: Aşk ve muhabbetullâh ile dopdolu olmak.

Cenâb-ı Hak, böyle farklı tecellîlere mazhar kıldığı cümle velîlerini, hakîkatte aşk ve mârifetullâh ilmi ile donatarak muhabbet iklîminin müstesnâ goncaları hâlinde bütün insanlığa armağan etmiştir.

Velhâsıl Hakk’ı seven bir mü’min, hakîkatte hiçbir şeye mâlik olmadığının idrak ve şuurunda olmalıdır. Zîrâ muhabbet, fedâkârlık gerektirdiği için mâlikiyet ile imtizâc etmez. Yâni sevenin, sevdiği uğruna her şeyden geçmesi îcâb eder. Muhabbet, gönülde tabiî olarak maddî ve mânevî bir ikram meyli doğurur. Bu da muhabbetin şiddeti nisbetinde gerçekleşir. Bu sebepledir ki, insanlar en büyük bedelleri, muhabbetleri mukâbilinde öderler. Bu, muhabbetin şiddetine bağlı olarak, sevilen uğruna hayat nîmetinden vazgeçmeye kadar varabilen bir fedâkârlık tablosu şeklinde tezâhür eder.

Ne mutlu o mü’minlere ki, Allâh ve Rasûlü’nün muhabbetini her şeyin üstünde tutarlar ve yabânî bahçelerin sahte çiçeklerine aldanmazlar!

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar