GÖNÜL BİRLİKTELİĞİ

0

Tasavvufi sohbetçilerin en mühim mes’ûliyetlerinden biri de, bu vazifeyi îfâ eden diğer kardeşleriyle gönül birlikteliğini muhâfaza etmek ve âdeta tek bir yürek hâline gelebilmektir. Bunun için de kardeşlerle ortak hareket etmek, müşterek eserleri okumak, aynı heyecanları paylaşmak gerekir.

Bununla birlikte sohbet için her fırsat ve zemini de değerlendirmek gerekir. Hak dostlarının her hâli, bunun en güzel misallerini ihtivâ etmektedir.

Şakîk-i Belhî Hazretleri hac maksadıyla yola çıkıp Bağdad’a geldiğinde, Halîfe Hârun Reşid kendisini çağırdı ve:

“–Bana nasihat et!” dedi.

Şakîk ona şu nasihatte bulundu:

“−Aklını başına topla! Zira Hak Teâlâ seni Ebû Bekri’s-Sıddîk’ın makâmına oturtmuş olduğundan, ondan istediği gibi senden de sıdk istiyor. Ömeru’l-Fâruk’un makâmına oturmuş olduğun için, hak ile bâtılın arasını tefrîk etmeni istiyor, istikâmet istiyor. Osman Zinnûreyn’in makâmına oturmuş olduğun için, hayâ ve kerem istiyor. Aliyyü’l-Murtezâ’nın makâmına oturmuş olduğun için, ilim ve adâlet istiyor.”

Hârun:

“–Biraz daha nasihat et.” deyince, Şakîk şöyle devam etti:

“−Allâh’ın bir yeri var, ona Cehennem derler. Allah seni ona kapıcı yapıp eline üç kuvvet vermiş: Mal, kılıç ve kırbaç. Demiş ki, halkı bu üç şeyle Cehennem’den uzaklaştır. Muhtaç biri yanına gelirse, malını ondan esirgeme! Kim Hakk’ın fermânına aykırı davranırsa, onu edeplendir. Kim haksızlık ve câhillik yaparsa buna mânî ol! Yani malını infâk et, yerine göre hakkı tevzî etmede kılıcını kullan ve suçlulara hak ettikleri cezâlarını ver! Eğer bunları yapmazsan cehenneme gidenlerin ilki sen olursun.”

Hârun:

“–Biraz daha nasihat et.” dedi.

Şakîk yine devam etti:

“−Sen suyun menbaısın, vâliler bu suyun arklarıdır. Eğer su kaynağı saf ve berrak olursa, arklar da aynı şekilde saf ve berrak olur.”

Hârun yine:

“–Biraz daha nasihat et.” dedi.

Şakîk şöyle devam etti:

“−Farz et ki, çölün ortasındasın ve mahvolmaya ramak kalacak şekilde susadın. O zaman bir içim su buldun, kaça alırsın?”

“–Kaça isterlerse ona.”

“−Ama adam; «Mülkünün yarısını isterim.» derse?”

“−Onu da veririm.”

“−Farz et ki bu suyu içtin ama içtiğin su dışarı çıkmadı, idrar yapamadın. Öyle ki, mahvolmaktan korktun. O zaman biri çıkıp:

«–Ben seni tedâvi edebilirim, ama buna karşılık mülkünün diğer yarısını alırım.» derse ne yaparsın?”

“−Onu da veririm.”

“–Şu hâlde önce içip sonra idrar yoluyla dışarı attığın bir içim su değerindeki bir mülk ile ne diye övünüp duruyorsun?” (Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, trc. Prof. Dr. Süleyman Uludağ, İstanbul 2002, I, 236)

İşte bir din kardeşine sohbet veya nasihat etme mevkiinde bulunan bir mü’min de, kardeşinin ebedî hayatını koruyacak tavsiyelere öncelik vermelidir. Zira kişinin bir din kardeşine yapabileceği en büyük iyilik, onun ebedî kurtuluşuna yardımcı olabilmektir. Yani sohbet eden biri, fânîliğin idrâki içinde olup muhâtaplarının âhiret selâmetini dâimâ ön planda tutmaya çalışmalıdır.

Diğer taraftan, sohbetçilerin en mühim mes’ûliyetlerinden biri de, bu vazifeyi îfâ eden diğer kardeşleriyle gönül birlikteliğini muhâfaza etmek ve âdeta tek bir yürek hâline gelebilmektir. Bunun için de kardeşlerle ortak hareket etmek, müşterek eserleri okumak, aynı heyecanları paylaşmak gerekir. Kendi görüş ve düşüncesine göre farklı mevzûlardan bahsetmemelidir.

Tasavvufî eğitimde aslolan, mürşid-i kâmilin sohbe­tinde bulunmaktır. Fakat bunun mümkün olmadığı durumlarda, liyâ­katli kimseler, mürşide vekâleten bu ulvî vazifeyi îfâ ederler. Burada sohbetçinin asâleten değil, vekâleten bir vazî­fe yaptığını unutmaması gerekir. Dolayısıyla mânevî temsil mes’ûliyetini hiçbir zaman göz ardı etmeyip vazifesine lâyık olmaya gayret göste­rmelidir.

Bu itibarla gerçek sohbet, merkez yüreğin, merkez insanın, yani mürşidin o sohbete taşınması de­mektir. Onun düşüncesini, bakış tarzını, hâl ve tavırlarını, hat­tâ yüz ifâdelerini, tebessümünü, bütün ahlâkî güzellik­leri­ni, tevâ­zuunu, keremini ve hassâsiyetlerini sohbete taşımaya gayret etmek gerekir. Bu hâl gerçekleşmiyorsa, bir hizmet kusuru var demektir. Zira sâlik, in’i­kâs ve insibağ (mürşid-i kâmilin ahlâkıyla ahlâklanma, şahsiyet gü­zellikleriyle boyanma) yoluyla yetişir. Bütün tasavvuf ehli, bu yolla yetişmiştir.

Ayrıca, sohbet eden kişi, kendisinden sonra bu vazifeyi lâyıkıyla îfâ edebilecek yüksek keyfiyetli insanlar yetiştirebilmenin mes’ûliyeti içinde olduğunu da unutmamalıdır.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Sohbet ve Adabı, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar