20 YIL ÖNCE BUNLAR İSRAFTI

0

Malı, Allah Teâlâ’nın uygun görmediği, yasakladığı yerlere dağıtmaya harcamaya (israf) denir. İslam dinine göre “israf” haramdır. Kalbin hastalığıdır. Yani manevî bir hastalıktır. Dinimiz hasisliği, cimriliği kötülediği gibi birçok ayeti kerime ve hadis-i şerife ile de israfı kötülemiştir. Kur’ân’i ve kalbi bir pencereden yaklaşık 20 yıl önce Sadık Dana (k.s.) tarafından kaleme alınan bu makalede Türkiye’nin israfla imtihanı özetleniyor. Bugün israfla olan imtihanımız dünden daha çetin geçiyor elbette. Bugünü anlamak için düne bir bakalım isterseniz…

Kur’an-ı Kerim’de buyuruluyor;

– “Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O’dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı günde hakkını (zekat ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” buyrulmuştur. (En’am sûresi 141)

– Ey adem oğulları, her mescide girdiğinizde zinetli elbiseleri giyin, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. (A’raf sûresi, 31)

– Bir de akrabaya, yolcuya yoksula hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. (İsra sûresi, 26)

– Zira böylesine saçıp israf edenler, şeytanların dostlarıdır. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür. (İsra sûresi, 27)

– Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma sonra kınanır (kaybettiklerinin) hasretini çeker kalırsın. (İsra sûresi, 29)

– Ve onlar ki harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler: İkisi arasında orta bir yol tutarlar. (Furkan sûresi, 67)

israf2

İHSAN EDENLER KAZANIYOR

Buna mukabil Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde ihsan edenler (muhsin) ler medh edilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de Firavn’ı kötülerken; (O israf edenlerden idi) ve Lüt aleyhisselâm’ın kavmine (Siz israf eden kavimsiniz) denmektedir.

Kıyamet gününde, herkes dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamayacaktır.

“Ömrünü nasıl geçirdiği, ilmi ile nasıl amel ettiği, malını nereden, nasıl kazandığı ve nerelere harcadığı, cismini, bedenini nerede yorduğu ve hırpaladığı…”

İsraf; malı yok etmek, faydasız hale getirmek, dine ve dünyanın mubah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe ve elden çıkmasına sebep olan yerlere atmak, kullanılamayacak hale sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip ekinin helak olmasına sebep olmak, hayvanları soğuktan, düşmandan korunacak yere koymamak, soğuktan sıcaktan ve açlıktan ölmeyecek kadar yedirmemek onların helakine sebep olmaktır. Yemeği bitirmeyip dökmek, ekmek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır.

BUNLARI İSRAF ETMEKTEN KAÇININ!

  • Elbezi, mendil, taharetlenmek için taharet bezi yerine, kağıt kullanmak en büyük israflardandır.
  • Masraf açıyor bahanesiyle her sene otomobil değiştirmek, ev eşyaları kullanılabilir vaziyette olduğu halde (mobilya, perde, vesaire) sebepsiz yere değiştirmek, ucuz su temini mümkün iken avuç dolusu para verip pet suyu içmek, lüzumundan fazla meyve suları, kola ve emsali, hep israftır. En yakın yerlere gitmek için bile hep vasıta kullanmak, yürümemek hep israftır. Evdeki yeyim maddelerini ister yemek ister meyve vesaireyi muhafaza etmeyip çürütmek, kokutup atmak, lüzûmundan fazla yemek ve meyve çeşidini bir seferde yemek hep israf cümlesindendir. Sigara kullanmak, hele lüks pahalı Avrupa sigaraları kullanmak, lüzumsuz yere gösteriş için sık sık elbise diktirmek ve gene gösteriş için çok para harcamak hep israftır.
  • Dar gelirli kimselerin, hatta israftan kaçınanların velev ki varlıklı olanların dahi zaruret olmadıkça uçak yolculuğu yapmaları muvafık değildir. Halbuki günümüzde sefer yapan otobüsler çok konforlu ve rahat. Ankara-İstanbul uçak seferi altı milyon olduğu halde otobüs ücreti yedi -sekiz yüz bin liradır. Yani takribi uçağın sekizde bir fiyatına.
  • Evlerimizde sarfedilen suların, kullanılan elektriklerin haddi hesabı yok. Merhum pederim hayatta iken evimizde yalnız, oturduğumuz odanın elektriği kullanılırdı. Eski hayır sahipleri bu hususlarda çok dikkatli idiler. Bursa’nın hayırseverliği ile meşhur merhum Hacı Resûl Zade Mehmed Efendi de bu hususlara çok dikkatli idiler. Şeriatın “göl kenarında dahi abdest alırken, suyu israf etmeyiniz” emrini her hallerinde tatbik ederlerdi.
  • Ya içme suyu israfı ne olacak? İstanbul’da her sokak başında, içme suyu istasyonları kuruldu. Şu anda Uludağ’ın kaliteli, muhtelif membalarında akıp gelen suyun litresi iki bin liradan, yani yirmi litrelik bidonu kırk bin liradan satılmaktadır. Bunu bırakıp da kalitesiz bir buçuk litrelik pet sularını kırk bin liradan almak şaşkınlık ve hesap bilmemezliktir.
  • Hatta İstanbul’un Terkos suları leziz ve içilmeğe müsaittir. Hem içilebilir hem de kullanılabilir. Sonra lüzumlu lüzumsuz devamlı telefon konuşmaları yapılmaktadır. Hatta şimdi cep telefonları çıktı. Kolayca konuşulduğu için çok rağbet görüyormuş. Beş misli ücretli olmasına rağmen, fakir zengin herkes onunla görüşüyor. Yani kimsenin umurunda değil.
  • Çocukluğumuzda, en zaruri hususlarda gayet kısa konuşmak şartıyla telefon açılırdı. Hastalıklarda doktor temini, yahut mühim ticari mevzular için. Evvelce telefon görüşmesi altmış para olduğu halde böyle idi. Herkes su, elektrik ve telefon faturalarının yüklü olduğundan şikayetçi oldukları halde, kimse akıllılık edip de bu nesnelerde iktisat yolunu tutup, az kullanma yoluna gidemiyor. İsrafın miktarı ne olursa olsun zararı büyüktür. İsraf gene israftır. Küçük zan edilen şeyler yan yana geldiği zaman, büyük rakamlar, değerler meydana gelir. (Damlaya damlaya göl olur) ata sözü meşhurdur. Dakikada on damla kaçıran musluk, ayda yüz yetmiş litre su akıtmış olur. Büyük bir ni’met olan malı israf etmek, kötü yollarda kullanmak, Allah Teâlâ’nın ni’metini hakir görmek, ni’mete kıymet vermemek, ni’meti elden kaçırmak, küfranı ni’met etmek, şükretmemek olur. Bu da Cenab-ı Hakk’ın gadabına sebeb olur. Böyle olunca da malın bereketi kalkar. Böyle kimselerin iki yakaları bir araya gelmez.

ŞÜKRETMEK NİMETLERİ ARTTIRIYOR

Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri Kur’an-ı Kerim’de: “Şükrederseniz verdiğim nimetleri artırırım.” buyuruyor.

Şükredilmediğinde malın bereketi kalmaz. Sel götürür, yel götürür elde bir şey kalmayıverir. Bankaların kölesi haline gelir, eline altın geçse tuz buz olur. Verdiği aldığı faizlerle manen zarar gördüğü gibi malı mülkü de erir gider. Üstelik de borçlu kalanlar pek çoktur. İş işten geçtikten sonra üzülmenin bir faydası olmaz. Bugün bir çok müesseseler büyük nedamet, pişmanlık içinde bocalayıp durmaktadırlar.

Günümüzde zengin görünme hastalığı kol gezmektedir. Dar gelirliler dahi hanımlarına karşı aynı tavrı taşımaktadırlar, ne istenirse borç harç temin ederek hemen yerine getirirler. Halbuki ailesine karşı samimi bir hava içerisinde; “Hanım! Bu istediğini alamam, bizim bütçemiz buna müsait değildir. Fırsat olursa belki ileride alabilirim” demelidirler. Bu sözleri işiten ailesi intibaha gelir yani uyanır her şeyi cesaretle isteyemez. Böylece aile arasında muvazene ve istikrarlı bir hayat yaşanır. En lüks yerlerde içkili çalgılı düğünler yapılmakta.

israf

USTA BALIKÇI OLTASINI ATACAĞI YERİ İYİ BİLİR

– “Şu kimse o oteldeki muhteşem düğünde şu kadar milyon para harcadı, gelinine yahut kızına şu kadar milyon takı (ziynet) taktı” denilmektedir. Halbuki itidal, tevazu yolunu bırakıp da azgınlık yolunu tutanlar ne kötü insanlardır. Bunlar o kadar israf bataklığında yüzdükleri halde bir hayır müessesesine çıkarıp da en ufak bir şey veremezler. Çünkü kalp ve gönül alemleri kapkara olmuş nasipsizlerdir. Bu gibi hareketler hatalı görülüp tenkit edileceği yerde hoş görülmektedir. Bu gibi hareket ve israflar aklıselim sahihleri nazarında hoş karşılanmaz ve fakir fukaranın husûmetini celb eder.

Türkiye’miz yağma Hasan’ın böreği haline geldi. İpini koparan buraya geliyor. Usta balıkçı oltasını atacağı yeri iyi bilir. Halkın yabancı mala düşkünlüğünü bildikleri için yabancı firmalar var kuvvetleriyle buraya sızmaktadırlar. Pahalı mala karşı hücum curcunası devam ediyor. Mali vaziyetleri müsait olanlar ve olmayanlar aynı görüşteler. İlle de Avrupa, yabancı malı olacak. Bir yerde asalet, fazilet duygusu kaybolunca onun yerinde aşağılık hali teessüs eder.

ozelucak

YERLİ MALI KULLANMAKTAN KORKMA!

İslâmiyet de her şey hudutlandırılmıştır. Kimsenin lüzumundan fazla israf etmeğe selahiyeti yoktur. Hatta bir kişi göl kenarında abdest alacak olsa, fazla su harcayamaz. Memleketimiz zengin ülkelerden değildir. Zahiren zenginlik gibi bir şey görünüyor ise de israf edilir ise kısa zamanda erir gider. İsraf birçok fertleri, aileleri, devletleri yemiş bitirmiştir. Bu günde devletimizin daimi olarak borçlanması iyi sonuç vermez. Nasıl işi bozulup da daimi borçlanan bir tacir itibarını kaybederse, devletler de böyledir. Bu halkın zenginliği, şehirlerin büyüyüp nüfusunun artması neticesinde arsaların kıymetlenmesi iledir.

MÜSRİF OLAN KENARA PARA KOYAMAZ!

Yerli mal kullanmaktan niçin bu kadar korkuyoruz. Kırk elli sene kadar evvel, teknik ve sanayi bu kadar tekamül etmediği halde, kadını erkeği herkes seve seve o sert kumaşlardan yapılan elbiseleri giymekle iftihar ederlerdi. Diğer hususlar da hep aynı idi. Evvelce bir toplu iğneyi yapmaktan aciz idik. Halbuki şimdi Türkiye’miz sanayi ve diğer imâlâtta en ileri seviyeye ulaşmıştır. İngiltere, Almanya, Fransa ve emsali yerler, bir kısım ihtiyaçlarını buradan temin ediyorlar, kendi markalarını vurup buraya sevk ediyorlar. Veyahud oralara gidenler mal bulmuş mağribi gibi bir kaç misli yüksek fiyatla alıp valizlerine yerleştiriyorlar.

Sık sık elbise ayakkabı almağa, mobilya değiştirmeğe ne lüzum var? Ancak eskiyip solduğu veya fersûdeleştiği zaman yenisini almalıdır. Sebepsiz yere sık sık değiştirmek doğru değildir. İnsanın kenarda üç beş kuruşu bulunmalıdır. Her davet için ayrı ayrı yeni elbise yaptırıp giymeğe lüzum yoktur. Her giyişte “Ya Rab! Bu senin fazl-u ihsanındır” diyerek Allah Teâlâya hamd etmelidir. Müsrif olan, üç beş kuruş arttırıp bir kenara koyamaz. Maddi sıkıntısı eksik olmaz. Zekatını veremez, hayır yapamaz. Daimi hayat pahalılığından şikayet eder.

yemek2

LÜZÜMUNDAN FAZLA ÇEŞİT YEMEK YAPMA!

Mutfak masraflarını da azaltmalıdır. Lüzumundan fazla çeşitli yemekler yapmak, fuzuli bir meşgale ve yorgunluktur. Fazla yemek yapmakla kıymetli vaktimizi değerlendirememiş oluruz. Fazla çeşitli yemekler mideyi rahatsız eder, iç huzurunu alır. Az ve ölçülü yemekle insan sıhhatini Allah’ın izniyle muhafaza eder. Zamanımızda gençler iki adım olsun gidecekleri yere vasıta ile gitmektedirler. Bu kadar hareketsizlik doğru değildir. Su yerine daimi soda, kola ve emsali şeyleri kullanmamalıdır. Tiryakilik iyi bir şey değildir. Çayın kahvenin bile fazlası israf olur ve rahatsızlık verir. Yediren, içiren, giydiren her türlü ihtiyaçlarımızı temin eden hep Allah Teâlâdır. Çünkü kul acizdir, kendi iradesi ile hiç bir şey yapamaz. İradei cüz’iyyemize yön veren gene O’dur. Fakiri zengin, zengini fakir kılan gene O’dur. Kuldan çalışmak, O’ndan ise ikram, lütuf kerem, ihsan, nusret.

LÜKS MALLARLA MEMLEKETİN PARASINI ÇEKİYORLAR

Bugün memleketimiz sanayileşti. Amma bu sanayileşmeden istifade edememekteyiz. Yerli kaliteli mallarımız bir kenara itilmektedir. Dışarıdan gelen mallara karşı gizli bir propaganda başladı. Devletin şahsiyetsizliği ve bir kısım halkın gafleti yüzünden gün begün ihracat azalmakta, ithâlât ise çoğalmaktadır. Her sene bir yıl evvelki halimizi aramaktayız. 1996 senesinin ilk beş ayında memlekete giren fuzulî lüzumsuz lüks mallar dolayısıyla ithâlâtımız yedi milyar dolarlık bir artış göstermekte. Demek ki 1996’daki memlekete giren çıkan maldan en aşağı 17 milyar doların üstünde olacak. Lüks mal satış mağazaları vampir gibi memleketin parasını çekmektedir.

Ziraat memleketi olduğumuz halde muz ithâlâtı yüzünden muzculuk terk edildi. Şimdi de devamlı Amerika, İspanyol elma ve üzümleri yeniliyor. Daha neler neler. Bu karanlık gaflet ve duygusuzluk ne kadar devam eder bilinemiyor. Görünüş çok acıdır.

Kırk sene kadar evvel çıkan Son Posta gazetesinde şöyle bir sütun vardı: “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sâdık Dânâ, 1996 Eylül, 127. Sayı

Paylaş.

Yorumlar