Etiket

uhud dağı

UHUD SAVAŞI

Uhud Dağı nerededir? Uhud Savaşı ne zaman, nerede ve kimler arasında yapıldı? Uhud Savaşı’nın sebep ve sonuçları nelerdir? İbret tecellîleriyle dolu bir savaş: Uhud Savaşı… Uhud Savaşı’nın kısaca tarihi… UHUD SAVAŞI KISACA Uhud Savaşı, 23 Mart 625’te Medine yakınlarındaki Uhud Dağı’nda Müslümanlar ile Mekkeli müşrikler arasında yapıldı. Savaşın sebebi, Bedir Savaşı’nda hezimete uğrayan Mekkeli müşriklerin

UHUD DAĞI KADAR ALTINIM OLSA…

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sadece kendilerine mahsus bir fazîlet olmak üzere, dünyalık nâ­mına bir şey saklamaz, elin­de ne varsa onu Allah yolunda harcardı. Sahâbeden Ebû Zer -radıyallâhu anh- nakleder: Hazret-i Peygamber’le Medîne kenarında bir taşlık arâzide yürüyorduk. Karşımıza Uhud Dağı çıktı. Hazret-i Peygamber bana: “–Yâ Ebâ Zer!” dedi. Ben de: “–Buyur yâ

UHUD DAĞININ FAZİLETİ

Uhud ne demektir? Uhud dağının fazileti nedir? Uhud dağı ile ilgili bilmemiz gerekenler… Rasûlüllah Efendimiz’e (s.a.v.) muhabettiyle bilinir Uhud dağı. Medîne-i Münevvere’nin kuzeyinde yer alır. Mescid-i Nebî’ye o kadar yakın ki, sâdece beş kilometre var arada. “Uhud” ismi, ona “tek dağ” olduğu için verilmiş. Yani etrafında herhangi bir dağ silsilesine bağlı değil. Uhud dağının zahirde

EFENDİMİZİ SEVEN DAĞ!

Rasûlüllah Efendimiz’e (s.a.v.) muhabettiyle bilinir Uhud dağı. Medîne-i Münevvere’nin kuzeyinde yer alır. Mescid-i Nebî’ye o kadar yakın ki, sâdece beş kilometre var arada. “Uhud” ismi, ona “tek dağ” olduğu için verilmiş. Yani etrafında herhangi bir dağ silsilesine bağlı değil. Uhud dağının zahirde tek oluşunu, İsmâil Hakkı Bursevî hazretleri tasavvufta “ahadiyet mertebesi” yani Hakk’ın tekliği mertebesiyle

ALLAH’I ARAMANIN İBRETLERLE DOLU HİKAYESİ

Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh- [v. 654], fıtraten çok temiz yürekli ve mütevekkil bir zât idi. Her ne pahasına olursa olsun, Hicaz’dan doğacak hidâyet güneşinin işrâkı esnâsında orada bulunmak istemiş ve bunun için sayısız meşakkatlere katlanmıştı. Onun bu ibretli hayat hikâyesi, bizim için; Hakk’ı ve hakîkati aramanın, bu uğurdaki fedâkârlığın ve îmânı aşkla yaşama heyecanının canlı

İSLAM MEDENİYETİNİN İLK MESCİTLERİ

Skyroad’un Haziran ayı özel sayısında Müslümanların göç etmesiyle birlikte İslam medeniyetinin şekillenmeye başladığı Medine’de yer alan mescitleri konu aldı. M. Ata Emiroğlu’nun kaleminden Mescid-i Nebevi, Uhud Şehitliği ve Okçular Tepesi’nin de aralarında bulunduğu birbirinden kıymetli mescitlerin anlamları ve bulunduğu yerleri. İslam toplumunun ilk başkenti olan Medine, aynı zamanda Hz. Peygamber’in (s.a.v) yepyeni bir toplum ve

MAHLÛKATIN EFENDİMİZE MUHABBETİ

Mevlânâ Hazretleri buyurur: “Ey gâfil! Mûsâ ve Ahmedʼin mucizelerine nazar et. Asâ nasıl ejderha oldu ve hurma kütüğü nasıl irfan sahibi oldu ve inledi? Hazret-i Mustafa -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisinden ayrı düştüğü için inleyen Hannâne direğini okşadı. Sen bir ağaçtan da aşağı değilsin. Hannâne direği ol da sen de ayrılıktan inle…” Abdullah bin Kurt

MAHLUKATIN ZİKRİ VE ŞÜKRÜ

Mahlûkâtın hepsi, bizim idrâkimiz dışında, kendi dillerince ve husûsiyetleri mûcibince, tabiî ve periyodik bir zikir hâlindedir. Ebû Ümâme -radıyallâhu anh- şöyle anlatmaktadır: “Uhud Harbi’nda bedbaht müşrik İbn-i Kamie’nin attığı taş, Resûlullah’ın -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gül yüzünü yaralamış ve mübârek dişini kırmıştı. İbn-i Kamie, elindeki taşı fırlatırken öfkeyle haykırarak; «−Al sana! Ben İbn-i Kamie’yim!» demişti. Resûlullah -sallâllâhu

DAĞLAR VE AĞAÇLAR EFENDİMİZ’E SELÂM VERİYORDU!

İnsanlar İslâmî terbiyeden geçtiğinde, hareket etmeyen, câmid varlıklara bile güzel davranmayı öğrenirler. Zira onlar da Allah Teâlâ’yı -bizim idrâkimizin dışında- zikretmekte ve binbir hikmet taşımaktadırlar. CANLI-CANSIZ HER ŞEY ALLAH’I ZİKREDER Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Yedi kat gök, yer ve bunlarda bulunan herkes, O’nu tesbîh eder. O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var

PEYGAMBERİMİZİN HEMEN GERÇEKLEŞEN BAZI MUCİZELERİ

Peygamber -sallâllahu aleyhi ve sellem-Efendimiz’in haber verdiği gibi tahakkuk eden bazı hâdiseler meydana gelmiştir. PEYGAMBERİMİZİN UHUD DAĞI’NI SÂKİNLEŞTİRMESİ Bir gün Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman (r.a) ile birlikte Uhud Dağı’na çıkmıştı. O sırada dağ sarsılmaya başladı. Âlemlerin Efendisi ayağıyla yere vurup şöyle buyurdular: “–Sâkin ol ey Uhud! Senin üzerinde bir peygamber, bir