MUTE SAVAŞI’NIN NEDENLERİ, SONUÇLARI VE ÖNEMİ

0

Mute nerededir? Mute Savaşı kimler arasında yapılmıştır? Mute Savaşı’nın sebepleri ve sonuçları nelerdir? Mute Savaşı’nın önemi nedir? İşte bir avuç sahabinin yazdığı destan; Mute Savaşı…

Allâh Resûlü’nün -sallâllâhu aleyhi ve sellem- İslâm’a dâvet için birer mektupla hü­kümdarlara ve vâlilere gönderdiği elçiler, gittikleri yerlerdeki krallar kendilerine hakâret de etse, netîcede “Elçiye zevâl olmaz.” kâidesince, sağ sâlim Medîne’ye dönüyorlardı. Ancak bunlardan Busrâ emîrine giden Hâris bin Umeyr’in durumu böyle olmadı. Hâris -radıyallâhu anh-, Mûte’ye vardığında Gassânî emirlerinden Şurahbil bin Amr, yolunu keserek nereye gittiğini sordu. Hâris -radıyallâhu anh-, Resûlullâh’ın -sallâllâhu aleyhi ve sellem- elçisi olduğunu söyleyince, bedbaht zâlim Şurahbil, elçinin dokunulmazlığı kâidesini çiğneyerek o mübârek sahâbîyi hunharca şehît etti.[1]

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Hâris’in bu şekilde şehâdetine çok üzüldü. İslâm’a karşı açıktan açığa bir tecâvüz mâhiyetindeki bu hareket, Müslümanları hiçe saymak mânâsına geldiğinden, derhâl üç bin kişilik bir ordu hazırlandı. Aksi takdirde Medîne İslâm Devleti’nin îtibârı zedelenir, kötü netîceler tahakkuk edebilirdi.

MUTE SAVAŞI’NIN KOMUTANI

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, câhiliye dönemindeki sınıf fark­lılığını yıkan İslâm’ın cihânşümûl irâdesine binâen, âzatlı kölesi Zeyd -radıyallâhu anh-’ı hazırlanan ordunun başına kumandan tâyîn etti. Sonra şu tâlimâtı verdi:

“Şâyet muhârebede Zeyd şehît olursa, kumandayı Câfer alsın! Câfer de şehît dü­şerse, Abdullâh bin Revâha orduya kumandanlık etsin! O da şehît olursa, artık Müslümanlar aralarından birini kumandan olarak belirlesinler!..”

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, orduyu Medîne’nin dışında bulu­nan “Seniyyetü’l-Vedâ” mevkiine kadar uğurlayıp duâlarla düşman üzerine gönderdi. Hâris’in öldürüldüğü yere kadar gitmelerini, orada bulunanları İslâm’a dâvet etmelerini, Müslümanlığı kabûl etmedikleri takdirde, Allâh’tan yardım isteyerek onlarla çarpışmalarını emir buyurdu.[2]

İslâm ordusunun hareketini haber alan zâlim Şurahbil de Bizans’ın desteğiyle bir­likte yüz bin kişilik bir kuvvet hazırladı. Hıristiyan Araplardan yüz bin kişilik bir kuvvet de gelip onlara katıldı.[3]

MÜSLÜMANLARI BEKLEYEN İKİ GÜZEL SONUÇ

Düşmanın bu derece kalabalık olduğu haberini İslâm ordusu, ancak Sûriye toprak­larına girdikleri zaman öğrenebildi. Böyle bir durum beklemediklerinden, aralarında istişâre ettiler. Birçoğu, ahvâli Hazret-i Peygamber’e -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bildirip O’ndan gelecek tâlimâta göre hareket etme taraftârı idi. Çünkü kuvvetler, kıyaslanamayacak dere­cede dengesizdi. Târihte böylesi görülmemişti. Bu sebeple neredeyse Allâh Resûlü’ne du­rumu bildirme husûsunda anlaşacaklardı ki, Abdullâh bin Revâha:

“–Şu an çekindiğimiz şey, ele geçirmek için yola çıktığımız şey değil midir? Biz, düşmanla sayı çokluğu ve kuvvet üstünlüğü ile mi savaşıyoruz? Hayır! Biz Allâh’ın ihsân buyurduğu bu dînin kuvvetiyle harbediyoruz. Ne duruyoruz; bizi bekleyen iki güzel netîceden biridir: Ya şehîtlik, ya da gazîlikle birlikte zafer!”

Bunun üzerine harbe karar verildi ve yollarına hızla devâm ettiler.

MUTE SAVAŞI ŞEHİTLERİ

Mûte köyünde, bir avuç İslâm ordusu, Hazret-i Zeyd’in kuman­dasında gözünü kırpmadan düşman saflarına hücûm etti. Tevhîde gönül verenler, şimdi de Allâh yolunda canlarını veren kimseler vasfını kazanıyorlardı. Savaş iyice harâretlendiği bir sırada Allâh Rasûlü’nün göz bebeği ve Mekkeli ilk se­kiz Müslümandan biri olan kumandan Zeyd -radıyallâhu anh- düşman mızrakları ile şehîd düştü.

Hazret-i Peygamber’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- emri mûcibince sancağı derhâl Câfer -radıyallâhu anh- aldı. O da kahramanca düşman arasına daldı. Yediği kılıç darbeleri ile iki kolunu kaybetti. Resûlullâh’ın sancağını yere düşürmemek için kesik kolları ile onu göğsüne sarmaya çalıştı. Bir müddet sonra o da şehîd oldu. Hazret-i Câfer -radıyallâhu anh-, Allâh ve Rasûlü’nün muhabbeti ile mest olmuş bir hâlde idi. Nitekim bu yolda fedâ-yı cân etmeye muvaffak olup rızâ-yı ilâhîye kavuştu.

Sıra Abdullâh bin Revâha’ya gelmişti. O da aynı şevkle sancağı alarak düşman saf­larında dalgalandırdı. Nefsini meşgûl etmesin diye yanındakilere vasiyet etti:

“–Şâhit olun ki, Medîne’deki bütün mallarımı beytülmâle bırakıyorum!”

Sonra şehît oluncaya kadar kahramanca çarpıştı. Abdullâh bin Revâha’nın da şehît olması üzerine, henüz yeni Müslüman olmuş bulu­nan ve ilk defâ İslâm saflarında harbe katılan Hazret-i Hâlid bin Velîd -radıyallâhu anh-, sancağı alarak mücâdeleyi de­vâm ettirdi. Bir avuç sahâbî ile çekirge sürüleri gibi kalabalık olan düşmana karşı büyük bir mu­kâvemet gösterdi.

Bu sırada Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mescidin minberinde hâdisenin bütün safhalarını an-be-an ashâb-ı kirâma aktarıyordu. Muhârebe meydanı gözlerinin önünde idi. Orada ard arda gerçekleşen şehâdetleri, mağmûm ve mahzûn bir şekilde şöyle bildiriyordu:

“Zeyd bin Hârise sancağı eline aldı. Şeytan hemen onun yanına geldi. Hayâtı ve dünyâyı ona sevimli, ölümü de çirkin ve sevimsiz gösterdi. Zeyd ise:

«−Bu an, mü’minlerin kalplerinde îmânı sağlamlaştıracakları bir zamandır! Sen ise bana dünyâyı sevdirmek istiyorsun!» dedi ve ilerledi. Çarpışmaya girişti ve nihâyet şehîd oldu. Onun için Allâh’tan af ve mağfiret dileyiniz.”

Sonra da şöyle devâm etti:

“O şimdi cennete girdi, orada koşup duruyor! Sonra sancağı Câfer aldı. Şeytan hemen onun yanına vardı. Hayâtı ve dünyâyı ona sevimli, ölümü de çirkin ve sevimsiz göstermek istedi. Câfer ise:

«−Bu an, mü’minlerin kalplerinde îmânı sağlamlaştırma zamânıdır!» dedi ve ilerledi. Düşman ordusuna saldırdı, çarpıştı ve nihâyet o da şehît oldu. Ben onun şehît olduğuna şehâdet ederim.”[4]

Daha sonra:

“Kardeşiniz için Allâh’tan mağfiret dileyiniz. O şehît olarak cennete girdi. Şimdi o cennette yâkuttan iki kanat ile dilediği gibi uçuyor.” buyurdu.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Câfer’den sonra sancağı Abdullâh bin Revâha aldı!” dedikten sonra bir müddet sustu. Ensâr’ın benizleri değişti, sarardı. Abdullâh bin Revâha’nın, Allâh ve Rasûlü’nün hoşuna gitmeyecek bir şey yaptığını düşünmeye başladılar. O sırada Hazret-i Abdullâh ise sancağı alıp atının üzerinde düşmana doğru ilerlerken, bir yandan da serkeş nefsini dize getirmek için uğraşıyordu.

BİR AVUÇ SAHABİNİN YAZDIĞI DESTAN

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- savaş sahnelerini nakletmeye devâm etti:

“Abdullâh bin Revâha cesâretini topladı, elinde sancak olduğu hâlde düşmanlarla çarpıştı ve şehît oldu. Îtirazlı olarak cennete girdi. Onun için de Allâh’tan af ve mağfiret dileyiniz!” buyurdu.

Abdullâh -radıyallâhu anh-’ın cennete îtirazlı olarak girişi Ensâr’ın çok ağırına gitti:

“–Yâ Rasûlallâh! Onun îtirâzı ne idi?” diye sordular.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Kendisi yaralandığı zaman düşmanla çarpışmaktan çekindi. Sonra nefsini kınadı, cesâretini topladı ve şehîd oldu! Cennete girdi. Onlar bana cennette altın tahtlar üzerinde gösterildi. Abdullâh’ın tahtının arkadaşlarınınkinden daha aşağıda ve eğri olduğunu gördüm. Sebebini sorduğumda:

«−Abdullâh çarpışmaya giderken bâzı tereddütler geçirmiş, sonra da çarpışmaya gitmişti!» denildi.” buyurdu.

Hazret-i Abdullâh’ın şehît olup cennete girişi Ensâr’ı sevindirip yüreklerini ferahlattı.

MUTE SAVAŞI’NIN SONUCU 

Bunları nakleden Allâh Resûlü’nün -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gönüllerinin mahzun­luğu arttı, arttı ve mübârek gözlerinden inci tânesi gibi yaşlar dökülmeye başladı. Ardından:

“Şimdi sancağı Allâh’ın kılıçlarından bir kılıç eline aldı. Netîcede Allâh mücâhidlere fetih müyesser kıldı.” buyurdu. (Buhârî, Meğâzî, 44; Ahmed, V, 299; III, 113; İbn-i Hişâm, III, 433-436; Vâkıdî, II, 762; İbn-i Sa’d, III, 46, 530; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 237)

Sonra yaşlı gözlerle dergâh-ı ilâhîye el açıp:

“Allâh’ım! Hâlid, Sen’in kılıçlarından bir kılıçtır. Sen ona nusret ihsân eyle!” diye duâ etti. (Ahmed, V, 299)

[1] Vâkıdî, II, 755; İbn-i Kayyım, III, 381.

[2] İbn-i Sa’d, II, 128.

[3] İbn-i Hişâm, III, 429.

[4] İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- şöyle demektedir:

“Câfer’i aradık. Onu şehîdler arasında bulduk. O hâldeydi ki, cesedinin ön tarafında doksan küsur ok ve mızrak yarası saydık. Bunların hiçbirisi de arkasında değildi.” (Buhârî, Meğâzî, 44)

Câfer -radıyallâhu anh- şehît edildiğinde otuz üç yaşındaydı. (İbn-i Hişâm, III, 434) Demek ki Habeşistan’a hicret edip Necâşî’nin huzûrunda ilim, hikmet ve cesâretle konuştuğunda on yedi yaşlarında bir delikanlı idi.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR? HZ. MUHAMMED’İN (S.A.V) HAYATI

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
ORGANİZASYONDA BAŞARI

Bir organizasyonda başarı için yapılması gerekenler nelerdir? Organizasyonda başarının temel etkenleri ve formülü... Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül konuyu açıklıyor......

Kapat