YUSUF KAPLAN: “CEMAATLERE ŞİDDETLE İHTİYACIMIZ VAR”

0

Yazar Yusuf Kaplan,  İlmi Araştırmalar Merkezi (İLAM) ‘da konferans verdi. ‘Çağrısı Çağını Kuracak Gençlik’ başlıklı konferans, tam 2.5 saat sürdü.  Yusuf Kaplan, Türkiye’nin nasıl bir kültür ve medeniyet birikimine sahip olduğunu ve bu medeniyet birikiminin yeni dünyaya nasıl taşınması gerektiğini anlattı.

MİLLETİMİZDEKİ ÜMMET ŞUURU BAŞKA HİÇBİR YERDE YOK

Yusuf Kaplan yaptığı konuşmada milletimizin çok geniş bir irfan medeniyetinin ve tarihî perspektifin üzerinde oturduğunu ifade etti. Tarih şuuru ve hafızasının yaklaşık yüz yıldır kaybolduğunu söyleyen Kaplan,  tarihî tecrübeden doğan bu şuurun ve irfanî geleneğin yeniden ayağa kaldırılma vazifesinin yine Türkiye topraklarında yaşayan insanlara ait olduğunu belirtti.

Konuşmasında tüm dünyayı gezdiğini söyleyen Kaplan, bu millette bulunan tüm ümmeti kucaklama şuuruna, başka hiçbir yerde rastlamadığını ifade etti. Gençlik politikalarının işte bu perspektif üzerine oturtulması gerektiğini söyledi.

İlmin sadece bilgi edinme olmadığını bir hâl edinme ve şahsiyet transferi olduğunu belirten Kaplan, tasavvufun bu transferi sağlayacak önemli vasıtalardan biri olduğunu dile getirdi ve bu minvâlde Hüdayi Vakfı’nın yaptığı çalışmaların öneminden bahsetti.

Hüdayi Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Ali Can, Yusuf Kaplan konferansını değerlendirdi:

“Yusuf Kaplan’ı, ‘Çağrısı Çağını Kuracak Gençlik’ başlığı ile davet ettik. Zaman zaman makro planda meydana gelen toplumsal değişmeler, muhataplarımız öğrencilerin dış dünya ile olan münasebetleri, gençlik çalışmalarımıza dönüp, tekrar bakmayı, yeni yaklaşımlar ve metotlar geliştirmemizi zorunlu kılıyor. Bu meyanda kendi aramızda sürekli istişarelerimiz olmakla birlikte bu konulara kafa yoran, bu konularda yazan düşünen insanları da vakfımıza davet edip interaktif bir şekilde paylaşımda bulunuyoruz. Mensubu olmakla şeref duyduğumuz İslâm’ın bilgisini hangi üslûp ve usûllerle daha iyi anlatabiliriz? Gençlik hangi mefkûre ve idealin peşine düşecek? Bunların derdini taşıyoruz. Bu derdin çözüm arayışlarına katkı sunacağını düşündüğümüz Yusuf Kaplan’ı konuşmacı olarak konferansa davet ettik. Bir ‘medeniyet tasavvurcusu’ olan Yusuf Kaplan, yaklaşık 2.5 saat süren konferansta bilgi ve tecrübelerini bizlerle uzun uzun paylaştı.”

Programa katılan Genç Dergi Yazı İşleri Müdürü Süleyman Râgıp Yazıcılar’ın konferans notları:

  • 12-13 senedir düşündüğüm ama pek dillendirmediğim bir şey var: Ehli Sünnet omurganın çökertilmesi planlanıyor ve bu mesele doğrudan Türkiye ile ilgili. Çünkü Türkiye’nin İslam dünyasını toparlayabilecek gücü bilkuvve var, fakat henüz bilfiil açığa çıkmış değil.

  • Dünyanın geleceği ve özellikle İslam dünyası açısından, Türkiye’nin dışında hiçbir aktörün kilit rol oynamayacağını herkes biliyor. Bu açık ve net.

  • Libya’da bir kütüphanede, görevli kadının biri “Osmanlı yani siz bizi sömürgeleştirdiniz!” gibi sözler söyledi. Ona uygun cevabı verdim. Yavuz’a kadar ikinci sahabe dönemi üretmiş bir milletiz. At sırtında Allah rızası için gaza etmiş bir ecdadın torunlarıyız.

  • Tarih olgusunu olmuş bitmiş bir şey gibi düşündürmek modernitenin bize attığı büyük bir kazıktır.

  • Asya’nın içlerinden Avrupa’nın içlerine kadar büyük yürüyüşler gerçekleştirmiş başka aktörler yok tarihte.

  • İlk bin yıllık yürüyüşte yaktık yıktık, barbardık. Bu yürüyüş bize çok büyük bir tecrübe kazandırdı, ne iyidir ne kötüdür bağlamında. Müslüman olduktan sonra, hakikate râm olduktan sonra, durum başkalaştı.

  • Türklerin en temel ayırt edici özelliği ahlaktır.

  • Dünyayı dolaşırken hiçbir yerde bizdeki gibi doğru düzgün ezan sesi duymadım. Ezan basit bir şey değil.

  • Başörtüsü meselesinde de her şeye rağmen dünyadaki en iyi ülke durumda olan biziz.

  • Millet olarak, tarihte öne çıkan en önemli özelliklerimizden biri kabına sığmamaktır.

  • Türkler olarak Horasan’dan kazandığımız derinlik, derunî sükûnettir.

  • Son yüzyıl içinde her şeyimizi yitirdik, diğer dünya ülkeleriyle birlikte tarihte tatil yapıyoruz…

  • Biz Osmanlı ile buluşamadık henüz. Zihinleri dışarıda, bedenleri burada olan tipler Osmanlı’yı bir veba olarak sundular bize…

  • Osmanlı tecrübesi “insan-ı kâmil” tecrübesinin zirvesidir. Tarihin de kemal noktasıdır.

  • Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu. Dünyanın buralardan ibaret olduğunu bilmiyoruz biz.

  • İstanbul “El Câmîî” ismi şerifinin tecelli ettiği yerdir diyor İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri.

  • Biz bir dünya kurduğumuzda, başkalarının dünyalarını kurmalarına da imkan tanıyacak bir dünya idi bizim dünyamız.

  • Türkiye düzlem değiştirmiştir. Bizim dışımızdan gelen bir tazyikle tarihe doğru girmeye başlamıştır ve kurucu olabilecek bir sürece girmiştir. Bu süreci 1989’lardan itibaren başlatabiliriz. Omurga konumuna yükselmiştir.

  • Türkiye’de yaşanan en önemli cinayet dilin sekülerleştirilmesidir. Böyle olduğu için de dinin içi boşaltıldı. Yerimizi de yitirdik, dilimizi de yitirdik.

  • Tarihte ilk defa çağ körleşmesi yaşanıyor. Anlamın anlamını yitirmesi, hayatın çölleşmesi. Tek bir kültür var, Amerika’da üretilen. Ve bu kültür, bütün dünyada tüketiliyor.

  • Hepimiz tek bir yerde yaşıyoruz artık. Tam anlamıyla bir ölçek büyümesi var. Ama inanılmaz bir ufuk daralması var. İnsan hazzın ve hızın kölesi olmuştur. İnsan kendi üzerine abanmıştır. İslam bu toplumun omurgası olma özelliğini yitirmiştir.

  • Küresel sistem içimizdeki salakları kullanarak Türkiye’ye büyük bir darbe vurmak istedi ama Allah buna müsaade etmedi.

  • Yolsuzluklar konusunun üzerine ciddiyetle gidilmesi lazım. Bu ayıpla, bu utançla bizler yaşayamayız.

  • İslam bu topraklarda omurga olma özelliğini yitirdiği için, bizzat gençliğin elimizden kayıp gitmesine yol açtı. Şu anda iki kesim var toplumda: Seküler kesimler, diğeri de muhafazakarlar. Ontolojik bir sakatlık var burada. Artık hiç kimse kendisini Müslümanım diye tarif etmiyor, ben muhafazakarım diyor. Ontolojik bir sıkıntı bu.

  • Bu tür bir sıkıntının sonucu olarak, gerilim arttıkça seküler kesimler katılaşan laiklere dönüşüyorlar. Muhafazakar kesimler ise sıvılaşıyor, sıvışıyor. Bu bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil.

  • Cemaatlere şiddetle ihtiyacımız var. Gençliğin önünü açabilecek, gençliği kurtarabilecek tek ada, tek liman, tek sığınak cemaatlerdir.

  • İddiası olan hem dilini konuşur, hem de yerini konuşlandırır.

  • Demokrasinin yerine geçen şey “dramokrasi” şu an. Gezi’deki tam da buydu. Özgürlük talepleri vardı ama istedikleri gerçekten özgürlük değildi. “Mustafa Keser’in askerleriyiz” lafı bana hiçbir şey söylemiyor. Zırnık kadar zekayla hiçbir alakası yoktur. Zekanın iptal edilmesi, harcanmasıyla ilgisi vardır. İroni postmodern durumun göstergesidir. İroni maskeler üzerinden işler, imaj gerçeğin yerine geçer, gerçeği gizler. Hakikati insanı ayartarak gizler. Gezi’deki özgürlük talebi hız, haz ve ayartıdan ibarettir. Ve bunun haklarla ilgisi yoktur.

  • Kültür, müzik, spor ve medya endüstrisi içinden tam bir yeni paganizm dünyasının içine fırlatılmış durumdayız.

  • Gençliğin içine sürüklendiği en büyük tehlike bu: Neopaganizm çağı. Küresel bir dalga bu. Bunun önünde sadece cemaatler durabilir. Hem zahir hem bâtın ile uğraşan, cedelleşen insanlar durabilir. Bu ise tasaffidir. Ümmileşmek tasaffi çabasıdır, saflaşma yani. Tasavvufun önümüzü açacağını görmemiz lazım.

  • Gençlik şu an insan olmanın tek kategorisi olarak algılanıyor. Adam 80’ine gelmiş “ruhum genç benim” diyor. Ne demek yahu bu?! Ben bundan hiçbir şey anlamıyorum. Her şey genç değildir. Ruhum genç dediği şeyin ruhla ilgisi yok.

  • Gençlik insan olmanın kendisi haline getirildiği için diğer safhalar iptal edilmiş durumda.

  • Halbuki genç insanların yaşlılara özenmesi övülmüş hadiste.

  • Fikir, tefekkür paradokslarla üretilir. Paradokslarla hayat sürer, mesafe var olur. Mesafesini yitiren meselesini de yitirir. Asıl olan mesafedir. Mesafeden kastettiğim şey, Allah’ın, kainatın, insanın ontolojik konumlarında olmasıdır. İnsan kendisini yaratıcı yerine koymaya başladığında, hızı, hazı putlaştırdığında, aslında mesafe ortadan kalkıyor. Şu an Tanrı ile şeytan eşitlenmiştir. “Anything goes” deniyor. Her şey gider, her şey mübah… Gençliği bekleyen çok tehlikeli süreç budur. Zıtlıklar ortadan kalktı. Paradoks ortadan kalktı. Oysa Kur’ân’da zıtlıklardan bahsedilir daima, zihni dinç tutar. Aydınlık, karanlık, gece, gündüz…

  • Seyyid Şerif Cürcâni dil üzerine kafa yoran önemli adamlardan biridir.

  • Enteresan bir zihin kayması yaşanıyor. İslam felsefesi dendi önce, sonra İslam düşüncesi dendi. İslam tefekkürü noktasına gelmeli bu. Çünkü düşünce ile tefekkür aynı şeyler değildir.

  • Türkiye’deki en önemli sorun eğitim sistemi sorunudur. Bu eğitim sistemi mankurtlaştırmıştır çocuklarımızı.

  • Eğitim meselesini kesinlikle kültür ve medya meselesini birlikte ele almak zorundayız. Yoksa eksik kalır ve bu mesele çözülmez.

  • Dünyada üniversite fikri bitmiştir. Amerika’da 5000’den fazla üniversite var. 130-140 tanesi işe yarar. Ama asıl Amerika’yı ayakta tutan 12-13 tanesidir. Toplum mühendisleri yetiştiren, kapitalizme hizmet eden üniversitelerdir.

  • Biz bu dünyanın araçlarını fetişleştiriyoruz.

  • Cemaatleşme olmazsa cemadata dönüşürüz. Bu kesindir.

  • Bazıları cemaatlerin bireyselliği öldürdüğünü söylüyor. Öldürsün tabii! Bireysellik öldürülmesi gereken bir şeydir zaten, önemli olan şahsiyetin gelişmesidir. Birey dediğin kişi, nefs-i emmaresine teslim olmuş demektir. Birey hızın ve ayartının kölesi olmuş kişi demektir.

  • Yetenekli olan kişiyi hiçbir kimse, hiçbir cemaat köreltemez.

  • Diğer yandan, yetenekli bir çocuğu içinde bulunduğu cemaat görmüyorsa, elinden tutmuyorsa, zaten o cemaat ölmüş demektir. O cemaatin cemaatlik vasıfları kalmamış demektir.

  • Cemaatler şu an gençleri koruyucu gibi görünse de işin esasında kurucu kaynaktır. Bu kaynağı coşturmak lazım, kurutmamamız gerekir, gürül gürül akması lazım. Bu kaynak kurursa, hayat çölleşir, insanlığa bir şey vermemiz mümkün olmaz, işimiz biter. Cemaatlerin yetenekli arkadaşların önlerini açacak bir yolculuk yapmaları lazım.

  • İlim, irfan ve hikmet sütunları üzerinden kurulabilecek, akademisyen ve gazeteci ile değil, âlim, ârif, hâkim insanlarla geleceğimizi inşa edebilecek bir eğitim sisteminin temellerinin atılması gerekiyor.

  • Pilot uygulamalarla ve süper zeki çocukları eksen alarak böyle bir sistemi başlatmak gerekiyor.

  • Öncü kuşak olacak insanların Latince, Farsça, Arapça, İngilizce bilmesi lazım. Ama Türkçeyi iyi bilmeleri lazım. Çünkü Türkçe iyi bilinmeden hiçbir dil öğrenilemez.

  • Bu çağla ilgili yaptığım tanım şu: Çağ körleşmesi. Bu şu demek: Bütün insanlığın batıya mahkumiyeti. Bütün insanlığın kendinden mahrumiyeti. Kendi kaynaklarından, kendi dinamiklerinden, kendi dünyasından mahrumiyeti…

  • Osmanlı’nın en büyük padişahlarından biri de Abdülhamit Han’dır ve ölmemiştir. Çünkü Abdülhamitler ölmez. İslam dünyasının neresine giderseniz gidin size ondan bahsederler…

  • Tarihin yol haritasını öncü kuşak çizer, omurga sırtlanır, gövde korur.

  • Bu yapının ilk ikisi yok şu an bizde.

  • Vasat ümmet merkez ümmet demektir.

  • Hz. Peygamber sadece vasıta değil, vasattır.

  • Hz. Peygamber sadece misal değil timsaldir.

  • Önemli olan bilmek değildir, en temel düzlemde anlayabilmektir. Batı’nın ontolojisi yoktur, epistemolojisi vardır. Bundan dolayı epistemolojik olanı ontolojik hale getiriyor sürekli.

  • Modernlik hakikatin yitirilmesidir. Postmodernlik ise hakikatin yitirildiği bilgisinin dahi yitirilmesidir.

  • Hz. Peygamber ve sahabe ilişkisi doğrudandı, doğurgandı. Yani ontolojikti.

  • İslam bir coğrafya terimi değildir. Doğu’nun çocuğu değilim ben. Ne demek doğunun çocuğu!

  • West and rest. Batı ve diğerleri. Batı uygar, diğerleri barbar! Bu kadar berbat bir şey!

  • Kişi sahip olmak zorunda değil, olmak zorundadır.

  • Fıtrat tabiattan önde gelir. Sağduyudan bahseden adam geri zekalıdır. Fıtrat devreye girmemişse tabiat fıtrat haline gelir.

  • Bir insan hakikatin izini sürüyorsa, kesinlikle konjonktürlere tekmeyi vurmak zorundadır. Bunu yapamazsa hakikatin izini siler.

  • Okumak temizlik yapma operasyonudur. Bir kitabın en önemli özünü alıp geri kalanı çöpe atmaktır, ayıklamaktır.

  • Okuyan bir hayvan değildir insan! Çöplük değildir insan, her şeyi okumak zorunda değiliz.

  • Gençlere ciddi bir okuma programı yapmak lazım. Burada da genelden özele doğru düşünmek lazım. Dil zevki kazandıracak metinlere öncelik vermek lazım.

  • Ruh “rih” olduğu için ruhtur. Ruhun tabiattaki karşılığı rüzgardır. Aşı olmadan hayat sürmez. Rüzgar her zaman eser, aşı yapar. Esmiyor sanılsa bile eser.

  • Müslümanın hakikat yolculuğunda izlemesi gereken üç temel güzergahı vardır: Ribat, irtibat, rabıta.

  • Ribat yolculuğuna çıkmayan insanın tabiatla, Allah’la irtibata geçmesi de mümkün değil.

  • Kendiyle, beniyle, benin kendisiyle irtibatı kurabilmesi lazım. Kendinin beniyle irtibatı kurabilmesi, kişinin beni aşabilmesi ve kendisine ulaşabilmesiyle mümkündür. Benini aşabilen kişi kendisine ulaşabilir.

  • Kişi bence rabıtayı yaşamak içim yaratılmıştır.

  • Akıl, sır, nefs, ruh nedir sorusu soruyor Gazali? Okuma listesini bu sorulara karşılık gelecek şekilde düzenlemek lazım.

  • Gazali bu soruya bizleri çıldırtan şu cevabı veriyor: Akıl kimi zaman ruhtur, kimi zaman nefistir, kimi zaman sırdır… Ruh kimi zaman akıldır, kimi zaman nefistir, kimi zaman sırdır…

  • Vücud, vicdan, vecd… İnsan vecdi yaşamak için gönderilmiştir. Hakikatle buluşan insan vecdi yaşamayacak da ne yapacak?

  • Tek alanda ihtisaslaşmak diye bir şey yoktur, insanı bitirir bu. Akademi bunu anladı şimdi… Disiplinler arası bir okuma yapmak lazım…

  • Bilginin ilgiye dönüşmesi lazım. Bilgi ilgiye dönüşmezse, bilinç diye bir şey çıkar, o da linçtir! Şuurla bilinç kavramları birbirine zıt kavramlardır.

  • İnsanın nefes alıp vermesi bile kendi elinde değilken, tutup bir de kendisini tanrılaştırmaya kalkışıyor! Bu kadar tuhaf bir yaratık insan.

  • Bir bakış vardır, bu bakış akışa izin verirse varışla sonuçlanır. Bir bakış vardır, akışa izin vermezse, kaçışla sonuçlanır.

  • Kitabı tüketme, kitap da seni tüketir. Asıl olan kişinin okurken üretken olmasıdır…

Paylaş.

Yorumlar