İSLAMOFOBİ SESLERİ AVRUPA’DA YENİDEN ‘IŞİD’İLİYOR

0

IŞİD saldırılarının Avrupa medyasında yoğun bir şekilde abartılı yayınlar ile verilmesi, bu ülkelerde yaşayan Müslümanlara yönelik saldırıların da artmasına neden oldu.

Avrupa ülkelerinde aylardır gündemin ilk sıralarında olan IŞİD saldırıları nedeniyle medyada oluşturulan korku havası ve Müslümanların şiddet yanlısı olduğu algısı, başta cami dernekleri ve cemaatler olmak üzere tüm Müslümanlar için 11 Eylül sonrası yaşanan baskı ortamının adeta hortlamasına yol açtı.

MÜSLÜMANLARA YÖNELİK PSİKOLOJİK BASKI ARTTI

IŞİD eylemlerinin ve medyadaki yansımalarının Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlara yönelik saldırıları artırdığı ve İslamofobiyi ateşlediği belirtilirken bazı ülkelerde polis ve diğer kuruluşların Müslümanların oluşturduğu sivil toplum kuruluşları üzerinde psikolojik baskı kurduğu belirtiliyor.

IŞİD’İN YAYINLADIĞI VİDEOLAR NEFRETİ ARTTIRIYOR

İngiltere’deki Müslümanlara yönelik saldırıları takip eden “Tell Mama” isimli grup, Irak ve Suriye’de yaşanan son gelişmeler ışığında Müslüman karşıtı nefret olaylarında yaşanan artışa dikkati çekti. Grubun yayımladığı verilere göre; Amerikalı gazeteci James Foley’nin terör örgütü IŞİD tarafından infaz edildiğine dair görüntülerin yayınlanmasının ardından aynı ay içerisinde İngiltere’de 200’den fazla Müslüman hedef alındı. Benzer olayların sayısı bu yılın ocak ayında 112 olarak kaydedildi.

Tell Mama, bu rakamların tüm tabloyu yansıtmadığını, saldırıya maruz kalan çoğu Müslüman vatandaşların korkudan, başlarından geçenleri anlatmadığını bildirdi.

İslamofobi’nin artmasıyla birlikte İslam’ın barış dini olduğunu ifade eden birçok âlim, İslamofobi ile nasıl mücadele edileceğine dair ümmete tavsiyelerde bulunuyor. Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi de bir makalesinde İslamofobi ile ilgili şunları ifade ediyor;

İSLAMOFOBİ’YLE ‘ŞUURLU DİYALOG’ YAPARAK MÜCADELE EDEBİLİRİZ

İletişim vâsıtalarının mesâfe engelini neredeyse ortadan kaldırdığı günümüzde, bilhassa İslâm’a yapılan haksız itham ve iftirâlara cevap vermek, İslâm’ın terör dîni olmadığını, bilâkis Peygamberimiz’in 23 senelik risâlet vazîfesinin mühim bir kısmının terörle mücâdele ve kabîleler arası kan dâvâlarını bitirme gayreti içinde geçtiğini ve İslâm’ın hak-hukuk tevzî eden bir insanlık ve medeniyet dîni olduğunu bütün dünyaya güzelce îzah etmek, büyük bir vecîbedir. Bunun için de gayr-i müslimlerle şuurlu bir diyalog içinde bulunmak şarttır.

Bu diyaloglar esnâsında ise bilhassa şu hassâsiyetlere dikkat etmek lâzımdır:
1. Hiçbir zaman unutmamak îcâb eder ki, Allah katında yegâne hak dîn İslâm’dır. Hristiyanlık ve yahudîlik de esâsı bakımından haktır, fakat zaman içinde tahrife uğramıştır. Bu tahrifler neticesinde hristiyanlık teslis inancına kaymış; yahudîlik, antropomorfik bir hâl almıştır. İslâm ise, tevhid dînidir. Bu yüzden diğer dinlerle İslâm arasında hiçbir şekilde bir te’lif söz konusu olamaz.

2. Diğer bir husus; “ihlâsı muhâfaza”dır. Kur’ân-ı Kerîm’de buna bir misal olarak Mûsâ u’ın Firavun’la kurduğu diyalog zikredilir.
Mûsâ u Firavun’a tebliğ için gider, leyyin/yumuşak bir lisanla diyalogda bulunur. Fakat diyalog esnâsında şer’î hudutlardan hiçbir tâviz vermez. Bu ihlâsı neticesinde, Firavun tarafından Mûsâ’ya karşı musâbakaya çıkartılmış olan sihirbazlar hidâyetle şereflenir ve canları pahasına îmanlarında sebat gösterirler.

3. İslâm, meşrû bir gâyeye ulaşmak için yine meşrû metodlar telkin etmiştir. Gayr-i meşrû bir metodla meşrû bir gâyeye ulaşılamaz. Bu da İslâm’ın temel hassâsiyetlerinden biridir. Peygamber Efendimiz’in 23 senelik nebevî hayâtı bunun en büyük delilidir. Efendimiz r İslâm’ı tebliğ için, Allâh’ın tasvib etmediği hiçbir metoda başvurmamıştır.

Paylaş.

Yorumlar