Tasavvufa Yönelik Yanlış Algılar ve Çözüm Yolları Nelerdir?

Tasavvuf

Tasavvuf, yanlış anlaşılmalar ve hatalı tatbikler sebebiyle eleştirilmiştir. Peki bu algılar nasıl oluştu?

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, tasavvufun neden hedef alındığını, tasavvufla ilgili yanlış algıların nasıl oluştuğunu ve bu yanlış algılara karşı neler yapılabileceğini açıklıyor.

TASAVVUFA KARŞI YANLIŞ ALGILAR VE ÇÖZÜM YOLLARI

–İslâm’ın neşrinde ve kâmilen yaşanmasındaki müessir rolü sebebiyle, tasavvufun bâtıl ehli tarafından hedef tahtasına konulması tabiîdir. Zira meyveli ağaç taşlanır. Hırsız eskici dükkânını değil, kuyumcuyu soymak ister.

Tasavvufa Yöneltilen Eleştirilerin Sebepleri

Bunun dışında tasavvufa yöneltilen itirazların temelinde ise, umûmiyetle şu iki sebep dikkat çekiyor:

  • Birincisi; tasavvufun hakikatinden bîhaber olmak.
  • İkincisi; tasavvufun bazı câhiller ve ya ehil olmayanlar tarafından yanlış tatbik edilişini bahane ederek, bütün tasavvuf erbabını suçlamak.

Her hususta olduğu gibi tasavvufta da zaman zaman istismarcılar ortaya çıkmıştır. Bazen birileri çıkıp;

“Ben zamanın kutbuyum, gavsıyım!..” gibi iddiâlarla gerçek tasavvufun rûhundan tamamen uzak bir büyüklük iddiâsı, şöhret talebi içinde olabiliyor. Tarih boyunca bu tip istismarcıları hakikî mutasavvıflar da tenkit etmişlerdir.

Nitekim Ebu’l-Hasen Harakānî Hazretleri şöyle buyurur:

“İki kişinin dinde çıkardığı fitneyi şeytan bile çıkaramaz:

  1. Dünya hırsına kapılmış âlim.
  2. İlimden mahrum ham sofu.”

Ayrıca tasavvufî hayat için «meczup»ları değil, «câzip»leri örnek almak îcâb eder. Çünkü meczupların kalpleri her ne kadar Allâh’a bağlı olsa da zihnî melekeleri o kadar sıhhatli değildir. Dolayısıyla onlardan sâdır olabilen birtakım yanlış ifadeleri de tasavvufa mâl etmemek îcâb eder.

Tasavvufa Yönelik İftiralara Karşı Doğru Tavır

Tasavvufu yaşadığını zanneden birtakım câhil, liyâkatsiz veya kötü niyetli kimselerin hâl ve tavırlarına bakarak tasavvufu reddetmek, son derece yanlış bir tavırdır. Hata, yanlışlık ve istismarlara, her sahada rastlanabilir. Bunlar, ehli tarafından gayet kolay bir sûrette ayırt edilir. Nasıl ki haktan ayrılan bâtıl mezhebler varsa, bunun gibi hakikî tasavvuftan ayrılan bâtıl yollar da vardır. Gerçek tasavvuf ehlini, bu gibi bâtıl yolların mensuplarıyla karıştırmamak gerekir.

Bugün ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen; Âlemlere Rahmet Efendimiz’in yüce ahlâkını gücümüz nisbetinde yaşayarak fiilen temsil ve tebliğ etmektir. Bunu lâyıkıyla yapabildiğimiz takdirde; İslâm’ın kalbî hayatı diyebileceğimiz tasavvufa yöneltilen itham, iftira ve karalama projelerinin bir hükmü kalmayacaktır -inşâallah-...

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık