Peygamber Efendimiz’e Hitap Edebi
Allah (c.c), sahabeyi Efendimiz'e (s.a.v.) hitabı konusunda nasıl uyarıyor? Nur suresi 63. ayet sahabe nasıl anladı amel etti? Bizler nasıl anlamalı ve amel etmeliyiz? Peygamber Efendimiz’e hitap ederken, ismini anarken nelere dikkat etmeliyiz?
Asr-ı saâdette Efendimiz’e “Yâ Muhammed” diye ismiyle hitap ederlerdi. Sonra Nûr Sûresi’nin 63. âyeti indi:
“(Ey mü’minler!) Peygamber’i kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın!..” (en-Nûr, 63)
“…Onları Böyle Hitap Etmekten Nehyetti…”
İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- bu âyet hakkında şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar, Allah Rasûlü’ne «Yâ Muhammed, Ey Ebu’l-Kâsım» diye hitap ediyorlardı. Allah Teâlâ, Nebî’sinin şerefini yüceltmek için onları böyle hitap etmekten nehyetti. Bundan sonra insanlar, «Yâ Nebiyyallâh, yâ Rasûlâllah!» diye hitap ettiler.” (Ebû Nuaym, Delâil, I, 46)
Ne hikmetlidir ki Kur’ân-ı Kerîm’de diğer peygamberlere isimleri ile hitâb edildiği hâlde, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e “Yâ Muhammed!” diye bir hitap vâkî olmamıştır. O’na “Yâ Nebî, Yâ Rasûl” şeklinde hitâb edilmiştir. Cenâb-ı Hak, bütün mü’minleri de bu edebe dâvet etmektedir.
Yani bir tür kendinizin seviyesine getirmeyin Rasûlullah Efendimiz’i buyruluyor.
Çoğu Aklı Ermez Kimseler
Hucurât Sûresi’nde Cenâb-ı Hak, yine bu mânâda şöyle bir îkazda bulunuyor:
“(Rasûlüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir.” (el-Hucurât, 4)
Bu beyanlardan, Efendimiz’in Cenâb-ı Hakk’ın bize ne büyük bir lütuf, ihsan ve ikramı olduğunu anlamamız istenmektedir.
Efendim, bu Velâdet kandilini ihyâ etmenin, ne büyük bir nîmet olduğu konusunu açmak için sizlere bir kıssa aktaracağım, İmam Kastallânî’den… Kendileri meşhur Buhârî şârihi. O şöyle naklediyor:
Efendimiz’in amcası Abbâs -radıyallâhu anh-, kâfir olan kardeşi Ebû Leheb’i rüyasında görüyor. “Hâlin nasıl?” diye soruyor. Kendisi îmânın zirvesinde, Ebû Leheb de küfrün denâetinde… Hakkında Tebbet Sûresi’nin indiği bedbaht biri… Ebû Leheb diyor ki:
“Cehennemdeyim, acıklı bir azap içindeyim, yalnız pazartesi günleri azâbım hafifliyor. Zira câriyem Süveybe «Bugün bir yeğenin dünyaya geldi» diye müjde getirdi, ben de sırf akrabalık asabiyeti sebebiyle sevindim ve «Hürsün!» diye onu âzâd ettim.”
Dikkat edilirse, niyeti doğru olmasa bile Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- için yapılan bir amel mükâfat görüyor. Kıraat ve hadis âlimi olan İbnü’l-Cezerî (833/1429) bunun üzerine şöyle diyor:
“Bir Allah ve Rasûlullah düşmanı, sırf akrabalık asabiyetiyle sevindiği için azâbının hafifletilmesi mükâfatına nâil olursa, bir mü’min bu Rebîulevvel ayında Efendimiz’e olan muhabbeti sebebiyle, ümmet-i Muhammed olmanın sevinciyle sadakalar verir, sohbetler eder, Kur’ân-ı Kerîm ve kasideler okutursa kim bilir nasıl bir ecre nâil olur.”
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mülakatlar - Rahmet Peygamberi (s.a.v) ve Biz, Erkam Yayınları