Celvetî Tarîkatı Nedir, Halvetîlikten Farkı Ne?

Tasavvuf

Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin “bizim yolumuz celvettir” dediği Celvetiyye tarîkı nedir, neyi temsil eder? Halvet ve celvet kavramları tasavvufî hayatta nasıl şekillenir, hangi mânâları taşır?

Talebeliği esnâsında Nureddînzâde Muslihuddîn (981/1573), Mısır’da nâibliği zamanında Kerîmuddin Halvetî (r.a.) vâsıtalarıyla “Halvetî” tarîkına, Bursa’da nâib ve müderrisliği zamanında Hz. Üftâde vâsıtasıyla Bayramiyye’nin Celvetî koluna intisâb etmiş bulunan Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin tarîkı bunlardan hangisiydi?

Hüdâyî Hazretleri, tarîkının “Celvetî” olduğunu bizzat îfâde ederek bu konudaki müşkili kaldırmıştır.

CELVETÎ TARÎKATI NEDİR, HALVETÎLİKTEN FARKI NE?

Celvet kelimesi arapça “celâ-celeve” den gelmektedir. Ma’nâsı “Bir kimsenin vatanından ve hanımından avâre olması”; “kılıç, ayna gibi şeylerin pasını alıp parlatmak” ortaya çıkmak, açık ve vâzıh olmak4tır.

Tasavvuf ıstılahında celvet, halvetin zıddı olup “kulun ilâhî sıfatlarla muttasıf olarak halvetten çıkmasıdır.” Halvet ise lügatte “bir kimse ile yalnız kalmak”, ıstılahta “insanın tenhâda Hakk ile yalnız kalması ma’nâsınadır. Sûfiye nezdinde halvet ve celvet kelimelerinin ıstılah olarak kullanılması ilk def’a Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî zamanında olmakla beraber bu sıfatların ilk zuhûru Rasûl-i Ekrem (s.a.)’in şahsındadır. Çünkü Rasûlullah (s.a.) peygamberlikten önce Hîrâ Dağı’nda “halvet”i tercih ederek insanlardan uzaklaşmış; bil-âhare peygamberlikle vazîfelendirildikten sonra da “celvet”i ihtiyâr ile halkın arasına karışmıştır.

“Halvet” ve “Celvet” kelimeleri tasavvufî birer ıstılah olmakla beraber aynı zamanda iki ayrı tarîkatın adıdır. Fi’l-vâkı’ Bursalı İsmail Hakkı Hz., bu iki tarîkatın zuhûrlarının Şeyh İbrâhim Zâhid Ğîlânî (700/1300)’den olduğunu ve onun iki halîfesi sâyesinde “taşa’ub” edip yayıldığını kaydetmektedir.

Bu “küll”ün birer parçası olan cüz’ler, târihî seyr içerisinde iki ayrı tarîk şeklinde teessüs etmiştir. Bunlardan Halvetiyye’nin sülûkü “zikr-i esmâ” ve “halvet” iken Celvetiyye’nin sülûkü “zikr-i tevhîd” ve “mücâhede”dir. Nitekim Hz. Hüdâyî bunu şöyle belirtmektedir:

“Halvetiyye “halvet” ederler, “erbaıyn” çıkarırlar. Amma bizim tarîkımızda tâlib-i Hakk, “tevhîd”e meşgul olur, ahvâl-i tabîat keşfolup ıslah edince. Kezalik Celvetiyye, meslek-i enbiya’ya salik olurlar, “mücâhede” ehlidirler.”

...................................................................

“Halvetîyye’de sülûk “esmâ” ile bizde “tevhîd” iledir.”

....................................................................

Halvet ricâli tenhâyı ve uzleti ihtiyâr ederken celvet ehli, “ihtilât hayırdır” diyerek kesret içinde vahdet ve halvetî aramaktadır. Zîrâ Celvetî tarîkının feyzi erbaıyn ve halvete bağlı değildir. Halveti tarîkında ise Hakk’a ünsiyet ve yakınlık peydâ edebilmek kırk gün (=çile=erbaıyn) kadar tenhâda riyâzatla, zikir ve fikirle meşgûl olmak ve kalbi mâsivâdan tahliye etmek sûretiyle mümkün olmaktadır.

Bursalı İsmail Hakkı Hz., Halvetiyye ile Celvetiyye arasındaki zâhirî farkın “cîm”in noktasının yer değiştirmesinden ibâret olduğunu îfâde etmekte Celvetiyye’nin celvete nisbet edilmesini “kulun i’tibârî ve beşerî sıfatlardan sıyrılarak Hakk’ın sıfatlarıyla muttasıf bir şekilde halvetten celvete çıkışı”na bağlamakta ve halvetin fenâ, celvetin bakâ demek olduğunu belirtmektedir.

Halvet ve celvet kelimelerinin zuhûru mes’elesinde olduğu gibi İsmâil Hakkı Hz., Celvetî tarîkının zuhûru mes’elesinde de İbrâhim Zâhid Gîlânî’yi başlangıç kabûl etmektedir. Ancak İsmail Hakkı’nın talebesi ve celvetî meşâyihından Ya’kub Afvî (1149/1736) (bk. Hüdâyî Âsitânesi Şeyhleri), celvetiyyenin zuhûrunu “Hacı Bayram Velî”ye bağlamaktadır. “Celvetî Tarîkı” adını şeyhi Hz. Üftâde’den nakılle ilk kullanan Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’dir. Netîce i’tibariyle “Celvetiyye İbrâhim Zâhid Gîlânî devrinde hilâl, Üftâde zamanında kamer, Hz. Hüdâyî devrinde de bedr” durumundadır. Bu bakımdan da Hüdâyî’yi Celvetiyye’de pîr, reis ve “ictihâd sahibi” kabûl edenler haklı görünmektedir.

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları