Bir Müslümanın, Hristiyanların Noelini veya Yılbaşını Tebrik Etmesi Caiz midir?

Sorularla İslam

Bir Müslümanın, Hristiyanların noelini veya yılbaşını tebrik etmesi caiz midir?

Müslüman için tek hak din İslam’dır. Âdem Aleyhisselâm’dan son peygamber Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem kadar gönderilen bütün peygamberler, öz itibarıyla aynı dini, yani İslam’ı tebliğ etmişlerdir. Peygamber Efendimiz sallallahu Aleyhi ve Sellem de İslam dininin kıyamete kadar bâki ve geçerli olacağını bizlere bildirmiştir. Bu sebeple bizim nezdimizde tek hak din İslam’dır.

İslam’a tabi olanlar, Allah Teâlâ’nın vaad ettiği ahiret hayatında cennete nail olurlar. İslam’ı kabul etmeyenler ise cennete eremezler. Dolayısıyla Müslüman bu bilinci taşımak zorundadır. Bununla birlikte bütün insanların da Müslüman olmasını arzu etmelidir. Biz, elimizden geldiği ölçüde can düşmanlarımızın, hatta en azılı kimselerin bile Müslüman olmasını temenni ederiz. Hiçbir insanın imansız olarak ahirete göçmesine gönlümüz razı olmaz. Bu sebeple bazı kimselerin aksine, biz düşmanlarımızın dahi hidayetine dua ederiz. Kaldı ki mazlum ve gariban insanların hidayeti için haydi haydi duacıyızdır.

İslam’ın zayıf olduğu Mekke-i Mükerreme döneminde bile Müslümanların şiarı şu ilke olmuştur: “Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” Bu sebeple Müslüman, başka bir kimsenin dinî ibadetini veya batıl bir ritüelini tebrik ederek ona meşruiyet kazandırmamalıdır. “Senin bayramını tebrik ediyorum” ya da “şu gününü kutluyorum” gibi ifadeler, karşı tarafın yaptığı işin doğru ve hak olduğu anlamına gelebilir. Bu nedenle Müslüman bu tür ifadeleri kullanmaktan sakınmalıdır.

Bizim vazifemiz, insanları İslam’a davet etmektir. “Gittiğiniz yol doğru bir yol değildir; Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e tabi olmanız gerekir” hakikatini, hem sözümüzle hem de hâlimizle tebliğ etmekle mükellefiz. Aksi hâlde bu durum bizim için ciddi bir tehlike barındırır. Bu tehlikenin en basit sonucu, Allah’ın dininin bu kimselere artık uygulanamayacağı şeklinde bir kanaatin kalbimizde yer etmesidir.

Nitekim İmam Rabbânî Hazretleri, Mektûbât adlı eserinde bu hususa dikkat çeker. Gayrimüslimlerle sürekli iç içe olmanın, onlarla teşrik-i mesai yapmanın ve uzun vakitler geçirmenin Müslümana bırakacağı en hafif zarar, zamanla Allah’ın dininin bu kimselere uygulanamayacağı düşüncesinin kişide oluşmasıdır.

Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirildiği üzere, bizi yurtlarımızdan çıkarmayan ve bize zulmetmeyen kimselere iyilik yapmamızda bir sakınca yoktur. Biz iyilikle emrolunmuşuzdur. Bir insana iyilik yaparken onun Müslüman olmasını şart koşmayız. Allah’ın yarattığı bir kul olması, hele de insan olması, iyilik için yeterlidir. Eğer yaptığımız iyilik, onun kalbinin İslam’a ısınmasına vesile olacaksa, akan sular durur. Bu uğurda malımızı, mülkümüzü, imkânlarımızı seferber etmekten çekinmeyiz. Aksine bu davranışlar sevap hanemize yazılır.

Ancak bir insan yanlış bir iş yapıyorsa, mesela hırsızlık ediyorsa, “Ne güzel çalıyorsun” denmeyeceği gibi; batıl bir dine mensup bir kimseye de inancını öven, onaylayan sözler söylemek doğru değildir. Böyle bir tavır, “Bu sapkın düşüncene devam et” anlamı taşır. Müslüman bundan uzak durmalıdır.

Bu noktada Müslüman, mayınlı bir arazide yürüdüğünün farkında olmalı; hem kendi kimliğini muhafaza etmeli hem de karşısındaki insanı rencide etmemeye özen göstermelidir. Hediye vermek, ikramda bulunmak, güzel sözle muhabbet kurmak başka; batıl bir inancı tebrik etmek ve meşrulaştırmak bambaşka bir şeydir.

Biz kimseye hakaret etmeyiz. “Siz cehenneme gideceksiniz” tarzı kaba ve incitici ifadeler kullanmayız. Aksine “Allah sizi de bizi de cennetine koysun; cennete götürecek amelleri hepimize nasip etsin” diye dua ederiz. Bu duanın manası şudur: Siz de iman edin, siz de Allah’a, O’nun indirdiği son kitap Kur’an-ı Kerim’e ve gönderdiği son peygamber Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e iman edin; cennette bizimle komşu olun.

Yahudiler Musa Aleyhisselâm’a iman ederler; İsa ve Muhammed Aleyhimesselâm’a da iman ettiklerinde Müslüman olurlar. Hristiyanlar da Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e iman edip Kur’an’ın hükümlerine tabi olduklarında bizim dünya ve ahiret kardeşimiz hâline gelirler. Bunu onlara anlatmamız, “Müslüman olarak hem dünyanızı hem ahiretinizi kurtarın” diyerek nasihatte bulunmamız gerekir.

Tevhid meselesi Müslüman için en hassas konudur. Lüzumu yokken, gerek yokken bu gibi meselelerde dinimizi ve inancımızı tehlikeye atmanın bir anlamı yoktur. Müslüman durduğu yeri bilmeli, her ortamda kimliğini muhafaza etmeli ve şunu hem sözüyle hem hâliyle ortaya koymalıdır:
“Ben Müslümanım. Cennet yalnızca Müslümanlara vaad edilmiştir. Eğer cenneti istiyorsanız, sizin de Müslüman olmanız gerekir.”