Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nden Hikmetli Sözler

İSLAM VE İHSAN

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nden hikmetli sözler ve nasihatler...

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur: “Din, nasihattir.” (Müslim, Îmân, 95)

Cenâb-ı Hakk’ın insanlığa muhteşem ikrâmı, ebedî ve mükemmel mûcizesi olan Kur’ân-ı Kerim; baştan sona hikmettir, öğüttür, nasihattir, ibret dolu kıssa ve bin bir hissedir.

Başta sahâbî efendilerimiz olmak üzere, bütün Hak dostları Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in zamana yayılmış zirve mâhiyette, müstesnâ talebeleridir.

AZİZ MAHMUD HÜDÂYÎ HAZRETLERİ’NDEN HİKMETLİ SÖZLER

Alan Sen’sin veren Sen’sin kılan Sen;

Ne verdinse odur; dahî nemiz var!..

CİĞER SATAN KADI

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, başlangıçta Bursa kadısı idi.

Hiçlik ve yokluğa erebilmek için, Üftâde Hazretleri’nin dergâhında enâniyetten arındıran merhalelerden geçti.

  • Süslü kaftanıyla Bursa sokaklarında ciğer sattı.
  • Helâları temizledi.

Gurur, kibir ve enâniyeti bertaraf eden bu nevî merhaleler neticesinde, cihan padişahlarına istikamet veren, büyük bir mürşid-i kâmil oldu.

Tasavvuftaki ilk merhale, enâniyeti bertaraf etmektir. Zira tevhid akîdesinin ortaklığa tahammülü yoktur. Kul; «Ben» yerine dâimâ; «Sen yâ Rabbî!» demelidir.

Hüdâyî Hazretleri, varını-yoğunu terk ederek kâmil bir mürşidin rehberliğine sadâkatle râm olmasaydı, tarihte sayısız misâli bulunan sıradan bir müderris ve kadı olarak kalacaktı.

Fakat o, Üftâde dergâhında nefsânî prangalardan kurtularak mânen kemâle erince; toplumun en alt kademesinden cihan padişahlarına kadar çok geniş bir kitleyi irşâd eden müstesnâ bir «gönül sultanı» oldu.

Manzum telkinlerle, yazdığı sayısız mektupla, verdiği nasihatlerle, sultanlara ve devlet erkânına da mânen rehberlik etti.

Hakikaten;

Hüdâyî Hazretleri, Osmanlı’nın kuruluş yıllarında Edebâlî Silsilesinin îfâ ettiği kıymetli irşad hizmetini, Devlet-i Aliyye’nin en geniş sınırlarına ulaştığı bir devirde, aynı aşk, vecd ve heyecanla yürütebilen, ender şahsiyetlerden biri oldu.

DÖRT SULTANI İRŞÂD ETTİ

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, halkla beraber padişahları da infak seferberliğine davet etmiştir. Sultan III. Murad’a yazdığı bir mektupta şöyle buyurur:

“–Deden Kanunî Sultan Süleyman nasıl Istırancalar’dan su getirip İstanbul halkını suya kavuşturdu ise, sen de Bolu ormanlarından odun getirip bu kış İstanbul halkının fakirlerine tevzî et!”

Yine şu tavsiyelerde bulunur:

“–Sultanım!

Şerîat gemisine binip takvâ yelkenlerini açarak hakikat denizinde Hakk’a muhabbet rüzgârıyla itidal ve istikamet üzere yol al! Zâhirin ve bâtının şartlarını, yani şerîat ahkâmı ile tarîkat ve hakikat esaslarını tam olarak yerine getir! Adâlet dedikleri, işte budur!..”

“Saâdetli Padişahım! Sizin saltanatınız zamanında olan kuvvet, kudret ve şevket hiçbir zaman olmamıştır... Ancak biliniz ki, Allah ve Rasûlü’nün biricik arzusu, zulmün kaldırılıp adâletin ikāmesidir. Bid‘atlerin atılıp Sünnet’lerin icrâsıdır.”

“Sultanım! Allâh’ın kulları sizden şefkat ve merhamet bekler. Eğer halka şefkat ve merhametle muâmelede bulunmazsanız ihânet etmiş olursunuz! Bu durumda onlar, kırık gönüllerle nefret içerisinde sizden yüz çevirirler. Yapageldikleri hayır-duâyı da keserler...”

BANA ALLÂH’IM GEREK!..

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri de,
Yûnus Emre Hazretleri gibi sade bir dille
halkı irşâd eden tasavvufî şiirler yazmıştır:

 

Neyleyeyim dünyâyı,

Bana Allâh’ım gerek.

Gerekmez mâsivâyı,

Bana Allâh’ım gerek.

 

Ehl-i dünyâ dünyâda,

Ehl-i ukbâ ukbâda,

Her biri bir sevdâda,

Bana Allâh’ım gerek.

 

Dertli dermanın ister,

Kullar sultânın ister,

Âşık cânânın ister,

Bana Allâh’ım gerek.

 

Bülbül güle karşı zâr,

Pervâneyi yakmış nâr,

Her kulun bir derdi var,

Bana Allâh’ım gerek.

 

Beyhûde hevâyı ko,

Hakk’ı bula-gör yâ hû,

Hüdâyî’nin sözü bu,

Bana Allâh’ım gerek.

TEVHİD ÇAĞRISI

Buyruğun tut Rahmân’ın

Tevhîde gel tevhîde!

Tâzelensin îmânın

Tevhîde gel tevhîde!

 

Sen seni ne sanırsın,

Fânîye aldanırsın,

Hoş bir gün uyanırsın,

Tevhîde gel tevhîde!

 

Hüdâyî’yi gûş eyle,

Aşka gelip cûş eyle,

Bu kevserden nûş eyle

Tevhîde gel tevhîde!

Zâkir safâya irişür;

Envâr-ı zikrullâh ile...

Âşık Hudâ’ya irişür;

İksâr-ı zikrullâh ile...

 

Âşık olan cânânına

Girmiş fenâ meydânına

Ermiş Hakk’ın ihsânına

Îsâr-ı zikrullâh ile...

FÂNÎ DÜNYA

Kim umar senden vefâyı,

Yalan dünya değil misin?

Muhammed-i Mustafâ’yı,

Alan dünya değil misin?

 

Eğer şâh u eğer bende,

Her kişiyi salan bende,

Kimse mekân tutmaz sende,

Vîran dünya değil misin?

Gidenleri görmez misin?

Yer altına girmez misin?

Hak katına varmaz mısın?

Nic’olur hâlin ey gafil?

 

Tâat kapısın kaparsan,

Doğru yolundan saparsan,

Nice bir mala taparsan,

Nic’olur hâlin ey gafil?

Hakk’ı koyup bâtıla meyl ü muhabbet neden?

Tâbi-i şeytân olup fitne ve şirret neden?

 

Râh-ı salâha gidip sulh ve sülûk ehli ol,

Nefse uyup herkese hiddet ü şiddet neden?

 

Mülk-i Süleymân ile taht-ı İskender hani?

Bildin ise bunları, fânîye rağbet neden?

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Asr-ı Saâdetten Günümüze HİDÂYET REHBERLERİ, Yüzakı Yayıncılık