Yalnızlık Bizi Hasta Ediyor mu? Ünsiyet Ne Sağlar?

SIHHAT

Kronik yalnızlık ruh ve beden sağlığını nasıl etkiliyor? Modern yalnızlığa karşı ünsiyet, cemaat, sıla-i rahim ve diğerkâmlık ne sunuyor?

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde her altı kişiden biri kronik yalnızlıktan etkilenmekteymiş. Memleketimizde de durum maalesef çok farklı değil maalesef.

YALNIZLIK BEYNİ VE BEDENİ NASIL ETKİLİYOR?

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2014 yılında yüzde 13,9 olan tek kişilik hane halkı oranı, günümüzde yüzde 20,5’e yükselmiş yani her beş haneden birinde insanlar tek başına yaşıyor.

Ülkemizde tek başına yaşayan birey sayısı beş milyonu geçmiş durumdadır ki bu veri, son on yıl incelendiğinde yüzde 66,5’lik devasa bir artış anlamına gelmektedir. Sadece İstanbul'da yaklaşık bir milyon kişi evinde tamamen yalnız bir hayat sürmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yalnızlığı, tıpkı Koronavirüs salgını gibi küresel bir kamu sağlığı tehdidi olarak ilan etmesi, modern insanın içine düştüğü derin tecrit hissinin en somut belgesidir.

İslam düşüncesinde insan, kelime kökeni itibarıyla "ünsiyet" yakınlık, dostluk ve samimiyet ile bağdaştırılır. Bir kişinin başka bir insanla, çevreyle ya da bir durumla kaynaşması, yabancılığı giderip alışması halini ifade eder.

Modern hayatın bireyi kutsayan, insanı sadece kendi bencil sınırlarına hapseden yapısı ise bu ünsiyet bağını koparmaktadır. Bu kopuş sonucu ruh sağlığında başlayan aşınma, çok geçmeden fiziki bedende de ağır hasarlar bırakmaktadır.

Birçok insan yalnızlığı sadece melankolik bir ruh hali ya da geçici bir keyifsizlik olarak görür. Oysa tıp dünyasının güncel epidemiyolojik ve nörobiyolojik araştırmaları, yalnızlığın ruh kadar bedeni de sistemik olarak çürüten biyolojik bir tehlike olduğunu kanıtlamaktadır. Sürekli hale gelen yalnızlık ve sosyal izolasyon hissi, insan beynindeki amigdala bölgesi tarafından "hayati bir tehdit ve bir hayatta kalma krizi" olarak algılanır. İnsan ruhunda binlerce yılın mirası olarak duran; kabileden veya topluluktan uzak kalan canlının av olmaya açık hale geleceği hissi, modern dünyada da aynen tetiklenir. Bu yüzden beyin durmaksızın alarm durumuna geçer. Vücut bu hayali tehditle savaşmak için otonom sinir sistemini uyararak sempatik aktiviteyi artırır; böbrek üstü bezlerinden kortizol, adrenalin ve noradrenalin gibi stres hormonlarını salgılar.

Kronikleşen yüksek kortizol seviyeleri, glukoz metabolizmasını bozarak insülin direncine yol açar ve tip 2 diyabet riskini doğrudan tetikler. Aynı zamanda damarların çeperinde mikroskobik hasarlara sebep olur. Bu durum damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp krizi ve felç riskini yaklaşık yüzde otuz oranında artırır.

Cemaat ve Sıla-i Rahim Ruh ve Beden Sağlığına Nasıl Katkı Sağlıyor?

2010 yılında Amerika’da yapılan geniş katılımlı bir çalışmaya göre, uzun süreli kronik yalnızlığın vücuda verdiği fiziki zarar, günde 15 sigara içmekle eşdeğer bir ölüm riski oluşturmaktadır ve bu durum obeziteden çok daha ölümcüldür. Sürecin arkasındaki en temel mekanizma, moleküler biyolojide CTRA olarak adlandırılan genetik değişimdir. Amerika'da UCLA ve Chicago Üniversiteleri tarafından tam beş yıl boyunca yürütülen bir çalışmada, sosyal olarak izole olmuş bireylerin beyaz kan hücrelerinde iltihap artırıcı genlerin aşırı çalıştığı, buna karşılık virüslere karşı koruyucu olan antiviral genlerin ise baskılandığı gösterilmiştir. Bu kronik, düşük dereceli iltihaplanma süreci; sadece romatizmal ve otoimmün hastalıkları tetiklemekle kalmaz, aynı zamanda kanserli hücrelerin savunma sisteminden kaçarak vücutta yayılmasını da kolaylaştırır.

Yalnızlığın sinir sistemine etkileri de en az kardiyovasküler hasarlar kadar ağırdır. Sosyal etkileşim eksikliği, beynin nöroplastisite yeteneğini yani kendini yenileme kapasitesini yavaşlatır. Beyinde yeni anıların oluşmasından ve öğrenmeden sorumlu olan hipokampus bölgesi, kronik yüksek kortizol seviyelerine karşı aşırı hassastır ve zamanla bu hormonun etkisiyle küçülmeye başlar. Klinik çalışmalar, kendisini kronik olarak yalnız hisseden bireylerde Alzheimer ve diğer bunama türlerine yakalanma riskinin iki kat daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

Uyku fizyolojisi de bu olumsuz süreçten payını alır; yalnız insanlarda uyku mimarisi bozulur, derin uyku süreleri kısalır ve gece boyunca mikro uyanışlar dediğimiz kısa süreli bölünmeler artar. Bu durum, uyku esnasında beynin metabolik atıklarını temizleyen glimfatik sistemin düzgün çalışamamasına yol açar. Temizlenemeyen toksik artıklar beyinde birikerek bilişsel çöküşü ve zihinsel yaşlanmayı hızlandırır.

Ruh ve beden sağlığının hücresel düzeyde bu denli sarsıldığı bir dönemde, kadim medeniyetimizin ve inanç esaslarımızın sunduğu toplumsal reçeteler, modern tıbbın koruyucu hekimlik olarak adlandırdığı alanın tam kalbine hitap eder. Beş vakit namazı cemaatle kılmak, her cuma daha büyük bir cemaatle bir araya gelmek ve akrabaları unutmama gayreti olan sıla-i rahim, okurlarımızın çok iyi bildiği fıtri reçetelerdir.

Nörokardiyoloji araştırmaları; bir toplulukla birlikte hareket etmenin, ibadetlerin ve ortak bir amaca bağlanmanın parasempatik sinir sistemini yani vagus sinirini aktive ettiğini göstermektedir. Vagus sinirinin uyarılması, vücudu "savaş ya da kaç" stresinden kurtarıp "dinlen ve iyileş" moduna geçirir.

Diğerkâmlık ve İyilik Yapmak Beynimizi Nasıl Etkiliyor?

Bir yetimin başını okşamak, komşunun kapısını çalıp halini hatırını sormak, hastaları ziyaret etmek veya bir ihtiyaç sahibine yardımda bulunmak, nörobiyolojik olarak sadece karşı tarafın hayatını iyileştirmez. Batı literatüründe "altruizm" denen, bizim medeniyetimizde ise "diğerkâmlık" ve kendisi ihtiyaç duyduğu halde başkasını öne alma manasına gelen "îsâr" kelimeleriyle karşılanan bu fedakârlık davranışı, insan biyolojisini doğrudan etkiler. Bu iyilik halinin, kişinin beynindeki ventral striatum ve dopaminerjik ödül yollarını aktive ettiği; bu aktivasyonun ise halk arasında mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin ile bağlanma hormonu olan oksitosin salınımına yol açtığı klinik olarak gösterilmiştir.

Oksitosin, damar çeperlerini genişleterek kan basıncını düşüren nitrik oksit maddesinin salınmasını tetikler; yani kelimenin tam anlamıyla kalbi korur. Aynı zamanda amigdaladaki korku ve kaygı merkezini baskılayarak anksiyete seviyesini aşağı çeker.

Nihayetinde modern dünyanın bu sessiz ve sinsi yalnızlık salgınından korunmak, hem ruhi dengemizi hem de fiziki sağlığımızı hücresel düzeyde muhafaza etmek için fıtrata dönmekten başka çaremiz yoktur.

YALNIZLIKTAN KURTULMANIN YOLU: ÜNSİYET VE GERÇEK SOSYAL BAĞLAR

Çözüm, kimyasal ilaçlardan önce insânî ve îmânî bağları yeniden yeşertmektedir. Kendimizi dijital ekranların sahte, dopamin bağımlılığı üreten illüzyonel kalabalıklarından sıyırmak zorundayız. Sosyal medyadaki yapay beğeniler yerine; göz hizasında iletişim kurabileceğimiz, dertleşebileceğimiz gerçek dostluklara, akraba meclislerine, vakıf hizmetlerine ve infak halkalarına fiziki olarak dahil olmalıyız.

Malumunuz, mensubu olmaya çalıştığımız tasavvufi "Yol", halk içinde Hak ile beraber olmak manasına gelen halvet der encümen düsturunu makbul görmektedir. Toplumsal bir ünsiyet iklimini yeniden inşa etmek, bugün sadece ahlaki bir ödev değil, aynı zamanda bedenimizi hastalıklardan koruyacak tıbbi bir zorunluluktur.

Rabbimiz hiçbir kulunu yalnız ve hamisiz bırakmasın.

Kaynak: Fırat Erdoğan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487