Koleksiyonların Zekâtı Var mıdır ve Nasıl Hesaplanır?

Sorularla İslam

Koleksiyonların zekâtı var mıdır ve nasıl hesaplanır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım

Bir koleksiyoner olmak; bu bir hobi olarak da görülebilir. Ancak nihayetinde, hobi de olsa arkasında çoğu zaman ekonomik bir getiri beklentisi bulunur. Nitekim bugün değersiz görülen bir pul, 100 sene sonra değer kazanabilir. Bugün piyasada 100 adet bulunduğu için değeri bölünmüş olan bir koleksiyon parçası, 100 sene sonra piyasada 2–3 tane kalacağı için kıymetlenir.

Dolayısıyla bu tür şeylerin hangi kriterlerle zekâta tâbi tutulacağı önemlidir. Bunlar “ölü yatırım” olarak mı değerlendirilir, yoksa “aktif yatırım” olarak mı? Bu tür meselelerde kişinin niyeti belirleyicidir.

Kişi bunu sırf boş bir zevk ürünü olarak mı saklıyor? Bu durumda belki bir israf söz konusu olabilir. Zira dine, dünyaya ve ahirete fayda sağlamayan bir şeyi saklamanın anlamı sorgulanabilir. Ancak bir faydası varsa durum değişir. Mesela kişi baktığında psikolojik olarak rahatlıyorsa bu da bir faydadır. Ya da ileride maddi bir değer kazanacağı düşünülüyorsa bu da bir fayda sayılır.

Bu noktada, bunun ticari olup olmadığı ayrımı yapılmalıdır. Ticari olarak değerlendirildiğinde, zekâtını vererek sorumluluktan kurtulmak daha açık ve kolay bir yoldur. Ticari olarak değerlendirilmediğinde ise, haklı gerekçelerle saklanması meselesi tartışmaya açık bir konu hâline gelir.

Bu eşyaları ileride satma ihtimalinin olması zekât yükümlülüğünü değiştirir mi?

Sorunun devamında şöyle deniyor: “Bu eşyaları ileride satma ihtimalinin olması zekât yükümlülüğünü değiştirir mi? Satmaya karar verilen eşyaların zekâtı, satılıp para ele geçince mi verilmeli, yoksa satılmadan mevcut piyasa değeri üzerinden mi hesaplanmalı?”

Bu sorunun son kısmı nispeten kolaydır: Eğer piyasa değeri tespit edilebiliyorsa, o değer üzerinden zekât hesaplanır ve verilir. Ancak bazı eşyalar vardır ki, satılmadan gerçek değerinin ortaya çıkması mümkün değildir. Çünkü bunlar sirkülasyonu olmayan, yeniden üretimi bulunmayan, tamamen itibara bağlı varlıklardır.

Mesela dün yırtık pantolonun bir değeri yokken, bugün moda hâline gelmiş ve değer kazanmıştır. Bu tür nesnelerde yaklaşık bir fiyat tespit edilebiliyorsa o esas alınır. Eğer bu da mümkün değilse, satış gerçekleştikten sonra geriye dönük olarak geçen yılların zekâtı ödenebilir.

Koleksiyon meselesine dönecek olursak, burada kişinin niyetini net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Zekât vermek, o mal ile ilgili sorumluluktan kurtulmada önemli bir unsurdur.

Mesela kişi, “Ben kitap koleksiyonu yapıyorum, bunları 70 yaşımda satarım.” diyebilir. Ancak gerçekte, bir mal değerini bulduğunda çoğu insan onu satar. Yani 10 liraya alınan bir kitabı 10.000 liraya alıcı çıktığında, “Ben 70 yaşına kadar bekleyeceğim.” demek pek gerçekçi değildir.

Koleksiyoncularda bazen şu da olur: Bir seriyi tamamlamak isterler. Parça parça düşük değerli olan bir koleksiyon, tamamlandığında yüksek bir değere ulaşabilir. Bu durumda da parçalar tamamlanana kadar düşük değer üzerinden, tamamlandıktan sonra ise toplam değeri üzerinden zekât hesaplanır.

Bununla birlikte, koleksiyonculuk bazen kapitalist dünyada bir tür değer saklama ve hatta kaçırma aracı hâline gelebilir. Bu durum, ihtikârı ve karaborsayı da beraberinde getirebilir. Mesela bir kişi bir kitaba ihtiyaç duyarken, koleksiyoner sırf daha pahalıya satmak için onu piyasaya sunmayabilir.

Dolayısıyla eğer bir şey piyasada faydalı bir maksada hizmet etmeksizin elde tutuluyor ve ticari niyet de söz konusuysa, bu durumda onu ticaret malı olarak kabul edip zekâtını vermek en doğru yol olacaktır.